Tuesday, December 26, 2017

56 - Alak Denklemi -Saffat İkrası-



بسم الله الرحمن الرحيم
Bismi Allah Rahman’dır, Rahim’dir


١- وَالصَّافَّاتِ صَفًّا
1- Ve saflıca saflar...
1- Ve nitelikli katmanlar...

(Saf;nitelikli katman,nizam-i birlik.)

٢- فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا
2- Ardından zecredib zecredenler...
2- Ardından azarlayıp kovanlar...

(Zecretmek; men etme, azarlama, kovma.)

٣- فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا
3- Ardından taliyat edenler zikri ki;
 3- Sonra hatırlatıcıyı okuyanlar ki;

٤- إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ
4- Muhakkak İlahınız, elbette Vahid'dir.
4- Şüphesiz İlahınız, elbette Vahid'dir.

(EL VÂHİD... Vâhid’ül EHAD... Sayısal çokluk kabul etmez TEK! Cüzlere bölünmemiş ve cüzlerden oluşmamış; panteizm anlamına gelmeyen Bir! Çokluk kavramının düştüğü, “yok”luğa kavuştuğu, hiçbir fikir ve düşüncenin ayak basamadığı TEK!)

٥- رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
5- Rabbi semavatın ve arzın ve arasındaki şeylerin ve Rabbi 
meşarik-ın.
5- Rabbi göklerin ve yerin ve arasındaki şeylerin ve Rabbi doğuların.

(Meşarik;maşrık,şark,doğu,güneşin doğduğu noktalar.)

٦- إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
6- Muhakkak Biz ziynetledik sema-i dünyayı -zinet'il kevakib- le.
6- Şüphesiz Biz süsledik dünya semasını gezegenlerin süsüyle.

(Kevakib;gezegenler,yıldızlar,stars,planets.)

٧- وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ
7- Ve hıfz eyledik küllünden şeytan-i marid-in.
7 Ve koruduk hepsinden isyankar şeytanların.

(Şeytan-i Marid;isyankar,asi,inatçı,azgın şeytan,iblis.)

٨- لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
8- Sem' edemezler mele-i alayı ve ihraç edilirler külli cenabtan.
8- Dinleyemezler 'yüce kurulu' ve atılırlar her taraftan.

(Yukzifune;kuzife;atılmak,ihraç edilmek. Mele-i Ala hakkında bakınız; http://www.allahvesistemi.org/ahmedhulusidekavramlar/kavramlar/meleiala/index.htm
http://dersvekuran.blogcu.com/mele-i-a-la/10866923 )

٩- دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
9- Duhur edilirler ve onlar içindir azab-ı vasıb.
9- Bozguna uğratılırlar ve onlar içindir bitmeyen azab.

(Duhur;yenilgiye uğratma,üstesinden gelme,geriye püskürtme. Azab-ı Vasıb; bitmeyen,tükenmeyen,kalıcı işkence,azap.)


١٠- إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
10- Sadece kim hatfederse bir hatfe, ardından tabi olur ona şihab-u sakib.
10- Ancak kim kapıp kaçırırsa, ardından takip eder onu delici bir göktaşı.

(Hatfetmek; hadıyfe;kaçırmak,bir şey kaçırmak,çalmak çırpmak. Şihab-u Sakib; delici alev topu, yakıp geçen meteor,göktaşı,akanyıldız.)


١١- فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ
11- Böylece fetva iste onlardan, onlar mıdır şedid halkan ya da halkettiğimiz kimseler mi? Muhakkak Biz, halkettik onları tıyn-i lezib'ten.
11- Böylece sor onlara, onlar mıdır daha güçlü yaratılışen yoksa yarattığımız kimseler mi? Şüphesiz Biz yarattık onları yapışkan bir kilden.

(Feteve; sormak, bilgi istemek, fetva sormak. Tıyn; ıslandırılmış çamur işi, kil. Lezib; lezebe, sapasağlamca oturtulmuş, sert, yapışmış şey.)



١٢- بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ
12- Hayır! Acayib buldun ve teshir ediyorlar
12- Doğrusu şaştın kaldın ve onlar alay ediyorlar

(Sehara; alay etmek, istihza etmek, eğlenmek.)

١٣- وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ
13- Ve ne zaman zikredildiğinde onlara, zikr etmezler.
13- Ve onlara hatırlatıldığı zaman, hatırlamazlar.

١٤- وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ
14- Ve ne zaman gördüklerinde bir ayet, teshir ederler.
14- Bir işaret gördükleri vakit, alay ederler.

١٥- وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ
15- Ve derler: "Değildir bu, sadece sihr-u mubiyn'dir."
15- Ve derler: "Bu apaçık bir büyüden başkası değildir"


١٦- ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
16- Ne zaman mefta olduğumuzda, ve turab ve izame olduğumuzda mı, gerçekten ba's mı olunacağız?
16- "Öldüğümüz, ve toprak ve kemik olduğumuz vakit mi, gerçekten yeniden canlanacak mıyız?"

١٧- اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ
17- "Ya da evvelki babalarımız?"
17- "Veya önceki atalarımız?"


١٨- قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ
18- De: "Evet ve siz dahirun olarak."
18- De: "Evet ve siz horlanmış olarak."

(Dahirun: dehare, hakir görülmüş, aşağılanmış, horlanmış, boyun eğdirilmiş, küçük düşürülmüş.)




١٩- فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ
19- Böylece, sadece o zecrad-ü vahid-dir, sonra o vakit onlar nazar ederler.
19- Böylece, o sadece -tek bir bağırış- tır, sonra o zaman onlar bakınırlar.

٢٠- وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ
20- Ve derler: "Ya veyl olsun bize, bu din günüdür."
20- Ve derler: "Yazıklar olsun bize, bu karşılık günüdür."

(Din günü; "DİN" kelimesinin anlamlarından biri yönüyle, "yapılan işlerin karşılığına ermek" olarak anlaşılabilir... Ayrıca, "kesin itaat ve boyun eğme" mânâsına da gelir... Ahmed Hulusi)



٢١- هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ 
21- Bu -yevm-ül fasl- ki siz onu tekzib ettiniz.
21- Bu "Ayırma Günü'dür" ki siz onu yalanladınız.

(Fasl: ayırma,belirleme,hüküm,yargı,karar.)




٢٢- احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
22- Haşredin o zulmedenleri ve zevcelerini ve ibadet ettikleri şeyleri...
22- Toplayın o zulmedenleri ve eşlerini ve kulluk ettikleri şeyleri...




٢٣- مِن دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ
23- ...Allah dünundan! Artık ihda edin onları sırat-ı cehiyme.
23- ...Allah indinden! Artık ulaştırın onları cehennem yoluna.

٢٤- وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ
24- Tevkif edin onları. Muhakkak onlar mes'uldürler.
24- Durdurun onları. Şüphesiz onlar sorumludurlar.

٢٥- مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
25- Ne oldu size yardımlaşmıyorsunuz?
25- Ne oldu size yardımlaşmıyorsunuz?


٢٦- بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

26- Bilakis onlar el yevm müsteslimlerdir.
26- Aksine onlar bugün teslim olanlardır.



٢٧- وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
27- Ve mukabilen bazıları bazılarına sual ederler.
27- Ve karşılıklıca bazıları bazılarına sorarlar.



٢٨- قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
28- Derler: "Muhakkak siz geliyor idiniz bize sağdan."
28- Derler: "Şüphesiz siz bize geliyordunuz sağdan."


٢٩- قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
29- Derler: "Bilakis siz değildiniz mü'minler."
29- Derler: "Aksine siz inananlar olmadınız."


٣٠- وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ
30- Ve olmamıştı bizim üzerinizde bir sultanlık, bilakis siz kavm-i tağiyn idiniz.
30- Ve yoktu bizim üzerinizde bir gücümüz, aksine siz azgın bir topluluk idiniz.

٣١- فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ
31- Böylece hak oldu bize kavli Rabbimizin. Muhakkak biz, elbette zaik olanlarız.
31- Böylece gerçekleşti bize Rabbimizin sözü. Kesinlikle biz, kuşkusuz tadacak olanlarız.

٣٢- فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
32- Böylece ğavin eyledik sizi. Muhakkak biz, ğavinler olmuş idik.
32- Böylelikle azdırdık sizi. Şüphesiz biz, azgınlar olmuştuk.



٣٣- فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
33- Böylece muhakkak onlar, yevm-e izin azab-ı müşterektedirler.
33- Böylelikle şüphesiz onlar, o gün ortak bir eziyettedirler.




٣٤- إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
34- Muhakkak biz, işte böyle yaparız mücrimlere.
34- Şüphesiz biz, işte böyle yaparız suçlulara.

٣٥- إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
35- Muhakkak onlar olmuş idiler; ne zaman denildiğinde onlara "La İlahe İlla Allah" müstekbirler.
35- Şüphesiz onlar olmuştular; ne zaman denildiğinde onlara: "Yoktur tanrı sadece Allah" büyüklenenler.

٣٦- وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ
36- Ve derler:" Muhakkak biz miyiz, gerçekten terk eden ilahlarımızı şair-i mecnun için?" 
36- Ve derler: "Gerçekten biz miyiz, şüphesiz bırakan tanrılarımızı çılgın bir ozan için?"

٣٧- بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
37- Bilakis geldi hakk-la ve tasdik eyledi murseliyn-i.
37- Aksine gerçekle geldi ve Rasülleri doğruladı.

٣٨- إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
38- Muhakkak siz, elbette zaik edeceksiniz azab-ı eliym-i.
38- Şüphesiz siz, gerçekten tadacaksınız acı işkenceyi.

٣٩- وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
39- Ve cezalandırılmazsınız, sadece ne amel etmişseniz.
39- Ve cezalandırılmazsınız, sadece ne yapmış olduysanız.


٤٠- إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
40- İlla ibade Allah-ı muhlisiyn.
40- Ancak Allah'ın samimi kulları.

٤١- أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
41- Bunlar ki, onlar içindir rızk-u ma'lum.
41- İşte bunlar ki, onlar içindir bilinen geçim.


٤٢- فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ
42- Fevakih, ve onlar mükremin-dirler.
42- Meyveler, ve onlar onurlandırılırlar.

(Mukremuyn: ikram edilme, sunulma, onurlandırılma, hürmet edilme, şereflendirilme.)

٤٣- فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
43- Cennat-i naim-de.
43- Mutluluk bahçelerinde.

(Cennat-i naim: nimet, zevk, hoşnutluk, mutluluk bahçeleri.)

٤٤- عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ
44- Üzerinde surur-i mütekabiliyn.
44- Üzerinde karşılıklı kanepelerin.

٤٥- يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ
45- Tavaf ettirilir üzerlerine bir ka'se maiyn-den.
45- Dolaştırılır üzerlerine gözesinden bir kase.

٤٦- بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ
46- Beyza, leziz şerbedenler için.
46- Ak, tatlı içenler için.

٤٧- لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ 
47- Yoktur onda ğavl ve olmazlar ondan nezif.
47- Onda yoktur akılçarpan ve olmazlar ondan aklıgidenler.

(Ğavl; gaile,aklın çarpılması, niyetin huysuzlaşması, gulyabanilik. Nezif: genel anlamda kanama, aklın gitmesi, beynin zedelenmesi, hafıza kaybı, sarhoşluk)

٤٨- وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ 
48- Ve indlerinde kasırat-ı tarf-ı ıyn.
48- Ve yanlarında narin bakışlı gözler.

(Kasır: saray, köşk, kasırat- ı tarf-ı iyn: endamlı, narin, cilveli bakışlara sahib gözlüler.)

٤٩- كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
49- Sanki onlar beyz-u meknun.
49- Sanki onlar gizlenmiş yumurtalar.




٥٠- فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ
50- Böylece mukabilen bazıları bazılarına sual ederler.
50- Böylelikle karşılıklıca bazıları bazılarına sorarlar.




٥١- قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
51- Der ki onlardan bir deyici: "Muhakkak ben; var idi benim için bir kariyn."
51- Der ki onlardan bir deyici: "Şüphesiz ben; vardı benim için bir yoldaş."




٥٢- يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ
52- Der idi: "Muhakkak sen elbette musaddıklardan mısın?
52- Söylerdi: "Cidden sen gerçekten onaylayanlardan mısın?




٥٣- أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَدِينُونَ
53- "Ne zaman mevta ve turab ve izame olduğumuzda mı, muhakkak biz elbette mediynun mu olacağız?"
53- "Ne vakit ölü ve toprak ve kemik olduğumuzda mı, şüphesiz biz gerçekten ödetilecek miyiz?"




(Mediynun: borçlu, alacaklıya ödenmesi gereken borç.)



٥٤- قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
54- Der: "Siz muttali misiniz?
54- Der: "Siz bilir misiniz?



(Muttali olmak: bilgi sahibi olmak, öğrenmek, bakmak.)




٥٥- فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاء الْجَحِيمِ
55- Böylece muttali oldular, ardından gördüler onu seva-il cehiym-de.
55- Böylece bildiler, ardından gördüler onu cehennemin ortasında.




(Seva'il Cehiym: cehennemin ortası,seva'i: eşit,orta,düz, adalet,normal.)




٥٦- قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدتَّ لَتُرْدِينِ
56- Der: "Tallahi, şüphesiz neredeyse elbette mahvedecektin beni."
56- Der: "Tallahi, şüphesiz neredeyse gerçekten mahvedecektin beni."




(Tallahi: Allah adına bir yemin.Turdiyn: mahvetmek,bozmak.)




٥٧- وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
57- "Velev olmasaydı nimeti Rabbimin, elbette olacak idim muhzariyn-den."
57- "Ve eğer olmasaydı Rabbimin lütfu, gerçekten olacaktım hazırlanmış olanlardan."




٥٨- أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
58- "Artık biz meyyit değil miyiz?"
58- "Sonra biz ölecek değil miyiz?"


٥٩- إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
59- "Sadece -mevte'l ula- mız, ve değiliz biz muazzebiyn!."
59- "Sadece ilk ölümümüz ve biz eziyet çekmeyeceğiz!."

٦٠- إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ 
60- "Muhakkak bu, elbette o fevz-ül aziym-dir."
60- "Şüphesiz bu, gerçekten o büyük kazançtır."

٦١- لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ
61- Bu misli için, artık amel eylesin amil olanlar.
61- Bunun gibisi için, artık çalışsın çalışanlar.

٦٢- أَذَلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
62- Bu mudur hayran nuzülen veya şecerat-ü zakkum mu?
62- Bu mudur daha iyi konaklama ya da zakkum ağacı mı?

(Nuzülen, aşağı doğru, inilecek yer, Zakkum: dikenli, belalı bir meyve.)



٦٣- إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ
63- Muhakkak Biz, yaptık onu bir fitne zalimler için.
63- Şüphesiz Biz, yaptık onu cezbedici yanlış yapanlar için.




(Fitne: büyüleyici, cezbedici, ipnotize edici, deneme.)




٦٤- إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
64- Muhakkak o şecere huruç eder esl-il cehiym-de.
64- Şüphesiz o ağaç çıkar cehennemin kökünde.




٦٥- طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ
65- Talhı onun, ru-usü şeyatiyn gibidir.
65- Tomurcukları onun, şeytanların kafaları gibidir.



٦٦- فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
66- Böylece muhakkak onlar, elbette yiyecekler ondan, peşinden dolduracaklar ondan karınlarını.



66- Böylelikle şüphesiz onlar, mutlaka yiyecekler ondan, ardından dolduracaklar karınlarını.

٦٧- ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ 
67- Sonra muhakkak onlar için, onun üstüne elbette şevben mim hamiym.
67- Sonra şüphesiz onlara, onun üstüne mutlaka kaynar sudan bir karışım.

٦٨- ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
68- Sonra muhakkak mercileri elbette cehiyme-dir.
68- Sonra şüphesiz dönüşleri mutlaka cehennemedir.

٦٩- إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءهُمْ ضَالِّينَ
69- Muhakkak onlar buldular babalarını dalalettte.
69- Şüphesiz onlar buldular babalarını yanlış yolda.

(Elfev: buldu. Dalalet: sapkınlık, yoldan çıkmış, yanlış yolda olan.)



٧٠- فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
70- Böylece onlar, onların izleri üzerine koşuyorlardı.
70- Böylelikle onlar, onların izleri üzerine koşuyorlardı.


٧١- وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
71- Ve andolsun dalalette oldu onlardan önce ekseriyeti evvelkilerin.
71- Ve andolsun yoldan saptı onlardan önce evvelkilerin çoğu.

٧٢- وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
72- Ve andolsun irsal eyledik aralarında münzirler.
72- Ve andolsun gönderdik içlerinden uyarıcılar.


٧٣- فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ
73- Artık inzar et nasıl oldu akıbeti münzeriyn-in.
73- Artık bak nasıl oldu sonu uyarılanların.



٧٤- إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
74- İlla ibade Allah-ı muhlisiyn.
74- Ancak Allah'ın samimi kulları.

٧٥- وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
75- Ve andolsun nida eyledi Bize, Nuh! Böylece elbette ni'mel mucibiyn-iz.
75- Ve andolsun çağırmıştı Bize Nuh! Böylelikle gerçekten ne güzel cevaplayanlarız.



٧٦- وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
76- Ve necad eyledik onu ve ehlini kerb'il aziym-den.
76- Ve kurtardık onu ve bağlılarını büyük sıkıntıdan.


(Ehl: insanlar, topluluk, yetkinlik, Nuh ve inançlıları, kendisine inanç yoluyla tabi olan her kişi.)

٧٧- وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ
77- Ve yaptık zürriyetini, baki olanlar.
77- Ve yaptık soyunu, kalıcı olanlar.

٧٨- وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
78- Ve terk eyledik ona ahiriyn-de.
78- Ve bıraktık onun için diğerlerinde.


٧٩- سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
79- Selamun ala Nuh-i fil alemiyn.
79- Selam olsun üzerine Nuh'un evrenlerde.

٨٠- إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
80- Muhakkak Biz, işte böyle cezalandırırız muhsinleri.
80- Şüphesiz Biz, işte böyle cezalandırırız hayırseverleri.

٨١- إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
81- Muhakkak o, min ibadina al- mu'miniyn-di.
81- Şüphesiz o, inanan kullarımızdandı.



٨٢- ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
82- Sümme ağrak eyledik ahariyni.
82- Sonra boğduk diğerlerini.



٨٣- وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
83- Ve muhakkak şiasından idi elbette İbrahim.
83- Ve şüphesiz tarafındandı gerçekten İbrahim.

(Şiatihi: topluluğundan, tarafından, kolundan, türünden.)

٨٤- إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ 
84- Ne zaman geldiğinden Rabbisine bi kalbi selim.
84- Ne vakit geldiğinde Rabbisine sağlam bir kalple.

٨٥- إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ
85- Ne zaman dediğinde ebisine ve kavmine: "Nedir abid olduklarınız?"
85- Ne vakit dediğinde babasına ve halkına: " Nedir kulluk ettikleriniz?"



٨٦- أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
86- İfk ederek ilahlar dünunda Allah'ın murad edersiniz?
86- Allah yanısıra gerçekdışı tanrılar mı istiyorsunuz?

(İfk, iftira, aldatma, sahtecilik, kandırma, gerçeği değiştirme, gerçekdışılık, asılsızlık.)



٨٧- فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
87- Artık nedir zannınız bi Rabb'il Alemiyn?
87- Böylece nedir düşünceniz evrenlerin Rabbiyle?

٨٨- فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ
88- Ardından nazar ederek bir nazar nücum-da.
88- Peşinden bakarak bir bakışla yıldızlara.



٨٩- فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ 
89- Böylece dedi: "Muhakkak ben sakimim."
89- Böylelikle dedi: "Şüphesiz ben cılızım."



٩٠- فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
90- Böylece tevelli eylediler ondan mudbiriyn.
90- Böylece dönüp gittiler ondan arkalarını.



٩١- فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ 
91- Böylece ferağ eyledi ilahlarına artık dedi:" Yemez misiniz?"
91- Böylelikle sokuldu tanrılarına, peşinden dedi: "Yemez misiniz?"

(Ravea: kurnazlıkla yanına sokulmak, sinsice boşluktan faydalanıp yönelmek.)

٩٢- مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
92- "Ne oldu size nutuk etmezmisiniz?"
92- "Ne oldu size telaffuz etmezmisiniz?"

٩٣- فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
93- Böylece ferağ eyledi onlara darben bil yemin.
93- Böylelikle sokuldu onlara darbe vurarak sağ eliyle.



٩٤- فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ 
94- Böylece mukabilen ona zifaf ederek.
94- Böylelikle karşılaştılar onla, birbirlerine girerek.

(Yezifun: zifaf, düğün, girmek.)



٩٥- قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ 
95- Dedi:"İbadet mi ediyorsunuz nahit ettiğiniz şeylere?"
95- Dedi: "Kulluk mu ediyorsunuz oyduğunuz şeylere?"



٩٦- وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
96- "VAllahi halak eyledi sizi ve amel ettiğiniz şeyleri."
96- "Ve Allah yarattı sizi ve yaptığınız şeyleri."



٩٧- قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
97- Dediler: "Bina edin ona bir bina ardından ilka edin onu cehiyme."
97- Dediler: "İnşa edin ona bir bina, peşinden atın onu cehenneme."



٩٨- فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ
98- Böylece irade ettiler ona bir keyd, ardından cail eyledik onları esfeliyn.
98- Böylece istediler onun için bir tuzak, peşinden yaptık onları aşağılanmışlar.



٩٩- وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ
99- Ve dedi: "Muhakkak ben zahibim Rabbime, hidayet edecek bana."
99- Ve dedi: "Şüphesiz ben gidiyorum Rabbime, rehberlik edecek bana."



١٠٠- رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
100- "Rabbim hibe eyle bana salihiyn-den."
100- "Efendim ver bana doğrulardan."



١٠١- فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
101- Böylece büşra eyledik ona bi ğulam-i haliym.
101- Böylelikle müjdeledik onu uysal bir oğlanla.

(Halim: uysal,uslu,yumuşak,ezik,sabırlı.)



١٠٢- فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
102- Böylece ne zaman baliğ olduğunda onunla say'a, dedi: "Ya büneyye! Muhakkak ben raye oldum menam-a ki ben izbah ediyordum seni, artık nazar eyle ne raye ediyorsun? Dedi: "Ya ebeti! İf'al eyle emr olunduğunu. Tecid edeceksin beni inşa Allah sabiriyn-den."
102- Böylece ne vakit eriştiğinde onunla beraber çabalamaya, dedi: "Ey oğulcuğum! Şüphesiz ben gördüm uykumda şunu ki ben boğazlıyordum seni, artık bak ne görüyorsun? Dedi: "Ey babacığım! Yap ne emrolunduysan. Bulacaksın beni -eğer dilerse Allah- sabredenlerden."




١٠٣- فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
103- Böylece ne zaman islam olduklarında tella eyledi onu cebnine.
103- Böylece ne vakit teslim olduklarında yıktı onu alnı üzre.




١٠٤- وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
104- Ve nida eyledik ona şöyle: "Ya İbrahim!"
104- Ve çağırdık ona şöyle: "Ey İbrahim!"



١٠٥- قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
105- Doğrusu sadık oldun rüyaya. Muhakkak Biz, işte böyle cezalandırırız muhsinleri.
105- Gerçekten onayladın görüşü. Şüphesiz Biz, işte böyle cezalandırırız hayırseverleri.



١٠٦- إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ 
106- Muhakkak bu elbette o bela'ul mubiyn idi.
106- Şüphesiz bu, gerçekten o apaçık bir bela idi.

(Bela: dert, musibet, fitne, imtihan, deneme, test, içinden çıkılması zor olan durum.)

١٠٧- وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ 
107- Ve fidyeledik ona bi zibhi aziym.
107- Ve fidye verdik ona büyük bir boğazlık.

١٠٨- وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
108- Ve terk eyledik ona ahiriyn-de.
108- Ve bıraktık onun için diğerlerinde.

١٠٩- سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ 
109- Selamun ala İbrahim.
109- Selam olsun üzerine İbrahim.

١١٠- كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
110- İşte böyle cezalandırırız muhsinleri.
110- İşte böyle cezalandırırız hayırseverleri.


١١١- إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
111- Muhakkak o, min ibadina al- mu'miniyn-di.
111- Şüphesiz o, inanan kullarımızdandı.


١١٢- وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ
112- Ve beşir eyledik ona İshak'ı -bir nebi- salihiynden.
112- Ve müjdeledik ona İshak'ı, doğrulardan bir nebi olarak.

(NEBİ
Nübüvvet kemâlâtının, beşeriyet sûreti ( “Dünya sûreti” ) altında açığa çıktığı zât...
Allah'ın, Müjdeleyici ve uyarıcı olarak bâ’s ettiği (nübüvvet kemâlatını açığa çıkardığı) kişi...
Nübüvvet görevini ifa eden…
Varlığını “Velâyet” hakikatından alan Zât…
Doğuştan Nübüvvet istidadına sahip olan Zât...
Alemlerin rabbı olan Allah`ı bilip, O`nun dilediğini "insan"lara tebliğ ile görevlenen kişi…
İlâhi nûrun zuhûru yanı ile beşerî yanı kendisinde birleştiren kişi...
Vahye dayanan bir sistemle görev yapan ...
Ötedekinin postacısı değil; "hakikatindekinin dili"... Kendi varlığında, boyutsal olarak eriştiği mertebenin hakikatını dillendiren...
Esma ve sıfatın efal aleminde açığa çıkış sistemini okuyup buna göre bir insanın kendi hakikatine ulaşması için neleri yapıp nelerden uzak durması için gerekenleri anlatan...
Benliğindeki Allah`ı müşahede ettikten sonra ona teslim olan ve Allah`ın emirlerini, yani Ulùhiyet hükümlerini, beşeriyetin saadetini meydana getirecek kurallar olarak beşere ulaştırma görevini ifa eden zât....
Kendi hakikatını bilerek, geldikleri toplumların yaşam düzeylerine göre bir ileri basamağı öneren görevli zât…
İnsanları Allah Dinine dâvet eden Görevli Zât…
·Yaşamı ölüm ötesinde devam edecek olan insana(devlete değil!.) "Din” yani “Sistem”i anlatarak, onların ölümötesi gerçeklere hazırlanması için görev almış kişi...
Beşere ilâhi hükümleri tebliğ ederek, ilâhi mânâları açıklayarak, Allah’a vâsıl olmalarını temin yolunda çalışma yapan Zât…
Bütün bu varlık âleminin tasarrufunun ötesinde, beşere ilâhi hükümleri tebliğ ederek, ilâhi mânâları açıklayarak, Allah’a vâsıl olmalarını temin yolunda çalışma yapan kişi…
Âlemin ve varlığın hakikatına, aslına ermiş olarak insanları Allah’a davet eden kişi… (Ahmed Hulusi)


١١٣- وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ مُبِينٌ
113- Ve barik eyledik ona ve ala İshak. Ve zürriyetlerinden muhsinun, ve zalim-u li-nefsihi mubiyn.
113- Ve kutsiyet verdik ona ve İshak'ın üzerine. Ve nesillerinden iyilikyapanlar ve kendine apaçık haksızlıkyapanlar var.


١١٤- وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ 
114- Ve andolsun nimet verdik ala Musa ve Harun.
114- Ve gerçekten nimet verdik Musa'ya ve Harun'a.


١١٥- وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
115- Ve necat eyledik ikisine ve kavimlerine min el kerb-il aziym-den.
115- Ve kurtardık ikisini ve halklarını büyük sıkıntıdan.


١١٦- وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ 
116- Ve nasr eyledik onlara böylece oldu onlar ğalibiyn.
116- Ve yardım ettik onlara böylece onlar galip geldiler.


١١٧- وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
117- Ve ati eyledik ikisine kitab-ı mustebiyn-i.
117- Ve verdik ikisine açıklanmış kitabı.

١١٨- وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
118- Ve hüda eyledik ikisine sırat-ı mustakıym-i.
118- Ve yönlendirdik ikisini doğru yola.

١١٩- وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
119- Ve terk eyledik aleyhima fil ahiriyn.
119- Ve bıraktık onların ikisi için diğerlerine.

١٢٠- سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
120- Selamun ala Musa ve Harun.
120- Barış olsun üzerine Musa ve Harun'un.

١٢١- إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
121- Muhakkak Biz, işte böyle cezalandırırız muhsinleri.
121- Gerçekten Biz, işte böyle ödüllendiririz iyilikyapanları.


١٢٢- إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
122- Muhakkak onların ikisi min ibadin-al mu'miniyn.
122- Şüphesiz onların ikisi de inanan kullarımızdandı.



١٢٣- وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ
123- Ve inne İlyas li men murseliyn.
123- Ve muhakkak İlyas, elbette gönderilenlerdendi.

١٢٤- إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
124- İz qale li qawmihi ela tettequn
124- Ne vakit dediğinde ahalisine, "Korunmayacak mısınız?"



١٢٥- أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
125- E ted'une beğla ve tezerune ahsen'el haliqıyn
125- "Dua mı ediyorsunuz Ba'l'e ve bırakıyorsunuz Yaratanların En İyisini?"

(Ba'l Şam'da Bek adlı bir kent halkının putu idi. Şimdi buraya Ba'l-bek denmektedir. Bir görüş
(göre da B'al, Yemen dilinde tanrı anlamına gelir. Elmalılı Hamdi Yazır

١٢٦- وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
126- Ve Allahe Rabbekum ve Rabbe ebaikum'ul evveliyn
126- "Ve Allah Efendiniz ve Efendisidir önceki babalarınızın."



١٢٧- فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
127- Fe kezzebu-hu fe inne-hum le-muhzarun
127- Böylece yalanladılar onu, artık şüphesiz onlar, elbette hazır bulundurulacaklardır.



١٢٨- إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
128- İlla ibade Allahi'l muhlisiyn
128- Sadece Allah'ın içten kulları.



١٢٩- وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

129- Ve terekna aleyhi fi'l ahiriyn

129- Ve bıraktık onun için sonrakiler arasında.


١٣٠- سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ
130- Selamun ala İlyasiyn
130- Barış olsun üzerine İlyas'ın!


١٣١- إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
131- İnna kezalike nezciy'el muhsinin
131- Şüphesiz, işte böyle cezalandırırız içten olanları.


١٣٢- إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
132- İnne-hu min ibadi-ne'l mu'miniyn
132- Şüphesiz o, inanan kullarımızdandı.




١٣٣- وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِينَ
133- Ve inne Lut'en li men el-murseliyn
133- Ve muhakkak Lut da, elbette gönderilenlerdendir.


١٣٤- إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ 
134- İz necceyna-hu ve ehle-hu ecmaiyn
134- Ne vakit kurtardığımızda onu ve gönüldaşlarının hepsini.



(Bakıldığında ( اهل) "yakınlık,ehliyet,aile efradı, gönüldaşlık, bir meseleye hakim olma marifeti vb. gibi bir çok mana ihtiva eder.)




١٣٥- إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
135- İlla acuzen fi'l ğabiriyn
135- Sadece yaşlı biri, geride kalanların arasında.


١٣٦- ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
136- Sümme demmerna'l ehariyn
136- Sonra yerle bir ettik diğerlerini.


١٣٧- وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
137- Ve innekum le temurrune aleyhim musbihiyn
137- Ve muhakkak siz, elbette geçersiniz onlara sabahleyin.


١٣٨- وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
138- Ve bil leyli e-fe-la teğqilun
138- Ve geceleyin de. Artık akıl etmez misiniz?

١٣٩- وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
139- Ve inne yunus le min el murseliyn
139- Ve muhakkak Yunus, elbette gönderilenlerdendi.

١٤٠- إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ 
140- İz ebeka ila el fulki el meşhun
140- Ne vakit firar ettiğinde yüklü bir gemiye.

(Ebeka; kaçak, kaçış, firari, firar etmek. Feleke; gökle ilgili, orbit, yörünge, küre, astronomi. Fulki, yer küreyle ilgili, sandık, gemi. Meşhun; charger, yük, navlon, taşımacılık.)



١٤١- فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ
141- Fe saheme fe kane min'el mudhaziyn



141- Böylece ok çekti ve reddedilenlerden oldu

(Mudhaziyn; iddiası çürütülen, bahsi kaybeden, kurayı kaybeden, reddedilen)



١٤٢- فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ 
142- Fe'l tekmehu'l hutu ve huve mulimun
142- Böylece bir balina lokmaladı onu ve o suçlananlardan oldu

١٤٣- فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ
143- Fe levla ennehu kane min'el musbihiyn
143- Böylece eğer gerçekten o, olmuş olmasaydı tesbih edenlerden



١٤٤- لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
144- Le'lebise fi batnihi ila yevmi yub'asun
144- Elbette kalırdı karnının içinde ba's olunacakları güne değin

BÂ’S)

BEDEN SIÇRAMASI-BEDEN DÖNÜŞMESİ-RUHÂNİ DİRİLİŞ

Bilincin "Ölüm"ü tadması

Bilincin bir holografik boyuttan diğerine geçişi(Bir boyuttan, diğer bir boyuta geçiş)

Yeni bir doğum, yeni bir başlangıç, bir sonun ardındaki bir ilk!

Bilincin bedenin tükenişiyle birlikte yeni bir bedenle yaşamına devam etmesi
Bedenle ilgisi kesilen Bilincin ruhu kullanmaya başlaması
Yeni bir doğum, yeni bir başlangıç
Bir yapının son bulmasının akabinde ikinci bir yapının varolması
Bir sonun ardındaki bir ilk
Bir boyuttan, diğer bir boyuta geçiş
Bir yaşam bitiminin hemen akabinde başlayan yeni bir yaşam...
Yeni bir bedenle yeni bir boyutta oluşum...
Ruhâni Diriliş
Yeni bir yapıyla yaşama devam
Yeni bir bedenle yaşam
(Allah'a dönme. Ahmed Hulusi



١٤٥- فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاء وَهُوَ سَقِيمٌ

145- Fe nebeznahu bil'arai ve huve sekıym

145- Böylece çıkardık onu çıplağa ve o hastalanmıştı


Nebeze; çıkarmak kovmak, atmak, bırakmak, Ari; doğal, çıplaklık. Sekim, hastalık.


١٤٦- وَأَنبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
146- Ve enbetna aleyhi şecerate minyaktıniyn
146- Ve bitirdik üzerine kabaktan bir ağaç


١٤٧- وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

147- Ve erselnahu ila mieti elfin ev yezidun

147- Ve gönderdik onu yüz bin veya daha fazlasına


١٤٨- فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
148- Fe amenu fe metteğnahum ila hıyn
148- Böylece inandılar, peşinden metalandırdık onları bir süreliğine


١٤٩- فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
149- Fe'steftihim e lirabbike'l benatu ve lehum el benun
149- Böylece fetva sor onlara, "Rabbin için kızlar ve onlar için erkekler midir

١٥٠- أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
150- Em halekna'l melaikete inasen vehum şahidun
150- Ya da yarattık melekleri dişiler ve onlar şahit miydiler


١٥١- أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
151- Ela innehum min ifkihim le yekulun
151- Hayır! Şüphesiz onlar uydurduklarından elbette derler

١٥٢- وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
152- Velede Allahu ve innehum le kazibun
152- "Allah'ın çocuğu" ve şüphesiz onlar yalancıdırlar

VeledeAllahu; Allah'ın veledi,oğlu, çocuğu, doğuruşu



١٥٣- أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
153- Estafe'l benati ale'l beniyne
153- Seçti mi kızları erkeklerin üzerine

١٥٤- مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ 
154- Me lekum keyfe tahkumun
154- Nedir sizin için? Nasıl hüküm veriyorsunuz

١٥٥- أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
155- E fe la tezekkerun
155- Böylece hatırlamayacak mısınız

١٥٦- أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ
156- Em lekum sultan-u mubiyn
156- Ya da sizin için apaçık bir güç mü var?

Sultan-ı Mubiyn; başkaldırılamayan apaçık otorite, inkar edilemeyen kesin bilgi, güç, kudret



١٥٧- فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
157- Fe'tu bi kitabikum in kuntum sadikıyn
157- Böylece getirin kitabınızı eğer siz dürüstseniz


١٥٨- وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
158- Ve cealu beynehu ve beyne'l cinneti neseben ve le kad alimeti'l cinnetu innehum le muhzarun
158- Ve yaptılar arasıyla ve cinler arasında bir soybağı ve andolsun bilir cinler, şüphesiz onlar elbette hazır bulundurulacaklardır

Cin, her türlü göze görünmez varlığın genel adıdır!
·Cinler "dumansız ateş"ten (ışınlardan-rasyasyondan-dalgadan) yaratılmıştır!
·Cinlerin yaratıldığı radyasyon, mesamete(gözeneklere, maddeye) nüfuz edici ve zehirleyicidir!
· Somut âlemin en lâtif sureti olarak cin sınıfı, kendinden kesif olan tabakadakilerin en büyük imtihan aracıdır
·Cinler konusunda şunları asla gözardı etmeyelim...
·Bazı İslâm düşünürlerinin "Cin" hakkındaki görüşleri...
·Cinler insanları aldatmak ve onları kendi hükümleri altına almak suretiyle birbirlerine karşı üstünlüklerini ispatlamaya çalışmaktadırlar!
·Cinlerin yaratılma sebebi de Allah'a kulluktur!
·İblis'in önderliğini kabul eden cin nesilleri, "Şeytan" ismiyle anılır! (Bkz. Ş / Şeytan / İblis'in şeytâniyet vasfı ne zaman ve nasıl açığa çıktı?)
·Cinlerin mülhime nefs irfanından gelen tasarruf gücüne karşı insanın tek savunma silâhı, imandır!(Bkz. Ş /Şeytanın mühlet istemesi)
·Cinler, terkiplerinde bir kısım esmânın zâhire çıkmaması dolayısiyle Allah'a şirk koşanlardandır!
·Cinler de hesap gününde yaptıklarından sorumlu olacaklardır!
·Yaratıcısının emrine uymamış olan cinler de cehennemde azâba uğrayacaklar!
·Cinler de aynen insanlar gibi Nebi ve Rasûllere tâbi olmakla yükümlüdür!
·Cinler arasında bir grup, bazı cinlerle "Allah" arasında hısımlık akrabalık iddia etmişlerdir! Ahmed Hulusi

١٥٩- سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
159- Subhane Allahi amma yesifun
159- Subhan'dır Allah tanımladıkları şeylerden

 “SUBHAN
Ekber” olan(Tüm seyir ve dillendirilenlerin yalnızca "nokta"mızla ilgili olduğu; Allah’ın yalnızca “Ekber” olduğu gerçeği)
Her şeyin melekûtu (Esmâ kuvveleri) elinde olan
Semâlar ve arzda ne varsa hepsi de Kendisine ait olan ve her şeyin (kanitun) hükmünü yerine getirici olduğu “O”!
Esmâ'yı beşerî değer yargılarıyla sınırlayanların; El Esmâ ve El Hüsnâ'nın ne olduğunu fark edemeyenlerin ve "Ekberiyet"iyle Allah'ı bilmeyenlerin vasıflamalarından münezzeh olan
Her an yeni bir şey yaratıp bunlarla da asla kayıtlanmayan ve sınırlanmayan
Yersiz ve anlamsız bir şey yaratmaktan münezzeh, her an yeni bir şey yaratma hâlinde olan
Varlıkta gayrından ve varlıkla kayıtlanmaktan münezzeh olan... Ahmed Hulusi

١٦٠- إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
160- İlla ibade Allahi el muhlesiyn
160- Sadece Allah'ın samimi kulları

١٦١- فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ 
161- Fe innekum ve ma tağbudune
161- Artık muhakkak siz ve kulluk ettiğiniz şeyler

١٦٢- مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
162- Ma entum aleyhi bifatiniyn
162- Siz, Aleyhine büyüleyemezsiniz

١٦٣- إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
163- İlla men huve sa'l'il cehiym
163- Sadece o, cehenneme salınacak kimse

١٦٤- وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ 
164- Ve ma minna illa lehu makamun mağlum
164- Ve bizden biri yoktur ki, sadece onun için -bilinen bir makam- olmasın

١٦٥- وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
165- Ve inna le nahnu'l sa'ffun
165- Ve muhakkak biz, elbette biz katmanlarız

١٦٦- وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
166-Ve inna le nahnu'l musebbihuyn
166- Ve muhakkak biz, elbette biz tesbih edenleriz

١٦٧- وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ 
167- Ve in kanu le yekulun
167- Ve şüphesiz, elbette diyorlardı

١٦٨- لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنْ الْأَوَّلِينَ
168- Lev enne indena zikren min el evvelîne
168- Eğer ki yanımızda bir hatırlatıcı olsaydı öncekilerden

١٦٩- لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
169- Lekunna ibade Allahi el muhlesiyn
169- Elbette olurduk Allah'ın samimi kulları

فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿١٧٠﴾
170- Fe keferu bihi fe sevfe ya'lemûn
170- Böylece inkar ettiler onu, artık yakında bilecekler




وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ ﴿١٧١﴾
171- Ve lekad sebekat kelimetu-nâ li ibâdi-nâ el murselîne



171- Ve andolsun geçmişti sözümüz gönderilen kullarımız için


إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ ﴿١٧٢﴾
172- İnnehum lehum el mensûrûne
172- Muhakkak onlar, elbette onlar zafere erenlerdir




وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ﴿١٧٣﴾
173- Ve inne cunde-na le-hum el-ğalibun
173- Ve muhakkak askerlerimiz, elbette onlar galip gelecektir


فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ ﴿١٧٤﴾
174- Fe tevelle an-hum hattâ hînin
174- Artık dön onlardan bir süre kadar

وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ﴿١٧٥﴾
175- Ve ebsir-hum fe sevfe yubsirun



175- Ve gör onları, artık yakında görecekler

أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ﴿١٧٦﴾
176- E fe bi-azabi-na yesta'cilûne
176- ?Artık eziyetimize acele mi ediyorlar

فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاء صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ ﴿١٧٧﴾
177- Fe izâ nezele bi sâhati-him fe sâe sabâhu el munzerîne
177- Böylece ne zaman indiğinde alanlarına, artık kötü olur sabahları uyarılanların


وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ ﴿١٧٨﴾
178- Ve tevelle an-hum hattâ hînin
178- Ve dön onlardan bir süre kadar

وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ﴿١٧٩﴾

179- Ve ebsir fe sevfe yubsirun
179- Ve gör, artık yakında görecekler


سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿١٨٠﴾

180- Subhane Rabbike Rabbi el İzzeti amma yesifun
180- Subhan'dır Rabbin, Rab İzzetli'dir tanımladıkları şeylerden

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ ﴿١٨١﴾

181- Ve selamun ala el murseliyn
181- Ve barış olsun üzerine gönderilenlerin


وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ﴿١٨٢﴾

182- Ve'lhamdu li-Allahi Rabbi'l alemiyn
182- Ve övgü Allah içindir, Alemlerin Efendisi'dir