15 Ekim 2022 Cumartesi

87- Alak Denklemi -Bakara- İkrası


 بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


الم
ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ







إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ
خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ




وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ
يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ
وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ
اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
أُوْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ





































































































بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

İsmiyle Allah'ın Rahman'dır Rahiym'dir!



احَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ

Hafizu alas salavati ves salatil vusta ve kumu lillahi kanitin.

    238- Hafız olun/koruyun üzerini salavatın/yönelişlerin ve salatı vusta/devamlı kılınan ideal orta yönelişi ve kumu/ikame/ayakta durun Allah için kanitin/özden yönelerek/samimi olarak gönülden boyun eğerek!


فَإنْ خِفْتُمْ فَرِجَالاً أَوْ رُكْبَانًا فَإِذَا أَمِنتُمْ فَاذْكُرُواْ اللّهَ كَمَا عَلَّمَكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ

Fe in hıftum fe ricalen ev rukbana, fe iza emintum, fezkurullahe kema allemekum ma lem tekunu ta'lemun.

239- Artık eğer korkarsanız, peşinden ricalen/yayan/ayaküstü ya da rukbanen/binmiş; sonra ne zaman emin olursanız/güvenli peşinden zikredin/hatırlayın Allah'ı öğrettiği gibi sizi neyi siz bilmiyor iken!


وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لِّأَزْوَاجِهِم مَّتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِيَ أَنفُسِهِنَّ مِن مَّعْرُوفٍ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Vellezine yuteveffevne minkum ve yezerune ezvaca, vasıyyeten li ezvacihim metaan ilel havli gayre ıhrac, fe in harecne fe la cunaha aleykum fi ma fealne fi enfusihinne min ma'ruf, vallahu azizun hakim.

  • 240- Ve o vefat edenler sizden ve bırakanlar eşler vasiyet/tavsiyede bulunmalılar eşlerine metalanmayı/faydalanmayı bir yıla ihraç edilmeden/çıkarılmadan! Ancak eğer çıkarsalar/haraç olursalar artık yoktur cünha size neyde faaliyette bulunursalar kendilerinde mağruftan/dinin fıtratına uygun olan örften! Ve Allah Aziz/Üstündür, Hakiym/Doğru Karar Alandır!


وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ

Ve lil mutallakati metaun bil ma'ruf hakkan alel muttekin.

241- Ve mutalakkaların metalanması mağrufla hakktır üzerine müttakilerin/emir-yasaklara saygıyla boyun eğenlerin!



كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Kezalike yubeyyinullahu lekum ayatihi leallekum ta'kılun.

242- İşte böyle yübeyyin ediyor/açık anlaşılır kılıyor Allah size ayetlerini/işaretlerini! Belki siz aklınızı kullanırsınız!



أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللّهُ مُوتُواْ ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ

E lem tera ilellezine haracu min diyarihim ve hum ulufun hazaral mevti, fe kale lehumullahu mutu summe ahyahum innallahe le zu fadlin alen nasi ve lakinne ekseren nasi la yeşkurun.

243- Görmedin mi o haraç/çıkanları diyarlarından/evlerinden ve onlar binlerceydiler sakınıyordular ölümden/hazeral mevt, sonra dedi onlara Allah: “Mutu/Ölün!” sonra hayatlandırdı onları! Şüphesiz Allah elbette Fazl/Fazilet/Fazlalık Sahibidir üzerine insanların ve lakin/ancak ekseriyeti/çoğusu insanların teşekkür etmez/minnet duymazlar!

وَقَاتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Ve katilu fi sebilillahi va'lemu ennallahe semiun alim.

  • 244- ve katilu/öldürün yolunda Allah'ın ve bilin şunu; Allah Semi/Duyandır Aliym/Bilendir!


مَّن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Menzellezi yukridullahe kardan hasenen fe yudaifehu lehu ed'afen kesirah, vallahu yakbidu ve yebsut ve ileyhi turceun.

245- Kimseler ki sahibliğe erişirler karz ederek/kredi/borç vererek Allah'a karzan hasenen/güzel kredi, peşinden çifterli yapar -onu- O'na/O'nun için çifterler çokça! Ve Allah kabz eder/avucuna alır besd eder/yayar ve O'na rücu/döndürüleceksiniz!

أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلإِ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ مِن بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُواْ لِنَبِيٍّ لَّهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُّقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلاَّ تُقَاتِلُواْ قَالُواْ وَمَا لَنَا أَلاَّ نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَارِنَا وَأَبْنَآئِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْاْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ

E lem tera ilel melei min beni israile min ba'di musa, iz kalu li nebiyyin lehumub'as lena meliken nukatil fi sebilillah, kale hel aseytum in kutibe aleykumul kıtalu ella tukatil, kalu ve ma lena ella nukatile fi sebilillahi ve kad uhricna min diyarina ve ebnaina fe lemma kutibe aleyhimul kıtalu tevellev illa kalilen minhum vallahu alimun biz zalimin.

246- Görmedin mi melailerini/şeflerini oğullarından İsrail'in sonrasından Musa'nın, ne zaman dediklerinde Nebisine/Kutsanmışına/Seçilmişine onların: “Ebas/Beas/Dirilt/Çıkart bize Meliken/Yetkili/Kral kıtalleşelim/katledelim/öldürme fiilini gerçekleştirelim yolunda Allah'ın!”

Dedi: “Olur musunuz belki, eğer kütibe/yazılırsa/kanun çıkarılırsa/reçete edilirse size kıtal/öldürme fiili, ya kıtalleşmezseniz?”

Dediler: “ve ne olacak bize de kıtalleşmeyeceğiz/öldürme fiilini gerçekleştimeyeceğiz yolunda Allah'ın? Ve gerçekten ihraç edildik/çıkarıldık diyarlarımızdan/evlerimizden ve oğullarımızdan?”

Ancak ne zaman kütibe/kanun olarak yerine getirilmesi için sunulduğunda onlara kıtal/öldürme fiili tevelli oldular/döndüler, hariçti birazı onlardan! Ve Allah Alim'dir zalimlere/yanlış yapanlara!

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

Ve kale lehum nebiyyuhum innallahe kad bease lekum talutemelika, kalu enna yekunu lehul mulku aleyna ve nahnu ehakku bil mulki minhu ve lem yu'te seaten minel mal, kale innallahestafahu aleykum ve zadehu bestaten fil ilmi vel cism, vallahu yu'ti mulkehu men yeşau, vallahu vasiun alim.

247- ve dedi onlara Nebileri:

Şüphesiz Allah gerçekten bease/çıkardı size Talut'u Meliken/Yetkili!”

dediler: “Nasıl olabilir O'na Mülkiyet/Yetkililik üzerimize? Ve biz hakkunhakız/daha hak edeniz Mülkü/Yetkililiği O'ndan ve verilmedi ona saadet/genişlik maldan!”

dedi: “Şüphesiz Allah estafa/seçti O'nu size ve zade/ziyadeledi O'nu besteden/yayarak ilmde ve cisimde! Ve Allah verir Mülkünü/Yetkisini kime isterse ve Allah Vasiu/Boldur/Geniştir Aliym/Bilendir!









وَقَالَ لَهُمْ نِبِيُّهُمْ إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِ أَن يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ آلُ مُوسَى وَآلُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلآئِكَةُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Ve kale lehum nebiyyuhum inne ayete mulkihi en ye'tiyekumut tabutu fihi sekinetun min rabbikum ve bakiyyetun mimma terake alu musa ve alu harune tahmiluhul melaikeh, inne fi zalike le ayeten lekum in kuntum mu'minin.

  • 248- ve dedi onlara Nebileri:


Şüphesiz ayeti/işareti Mülkünün/Yetkisinin şudur; gelecek size tabutu -Onda-

sekine/sakinlik vardır Rabbinizden/Efendinizden

ve bakiye vardır neyden terk ettiyse Al-ü Musa ve Al-ü Harun


tahmil eder/taşır -Onu- Melaike!Yetkililer! Şüphesiz bunda elbette ayet/işaret vardır sizin için -eğer siz müminin/emin olarak inanırsanız!”


















فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللّهَ مُبْتَلِيكُم بِنَهَرٍ فَمَن شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَن لَّمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلاَّ مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُواْ مِنْهُ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ قَالُواْ لاَ طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو اللّهِ كَم مِّن فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللّهِ وَاللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ

Fe lemma fesale talutu bil cunudi, kale innallahe mubtelikum bi neher, fe men şeribe minhu fe leyse minni, ve men lem yat'amhu fe innehu minni illa menigterafe gurfeten bi yedih, fe şeribu minhu illa kalilen minhum fe lemma cavezehu huve vellezine amenu meahu, kalu la takate lenal yevme bi calute ve cunudih, kalellezine yezunnune ennehum mulakullahi, kem min fietin kaliletin galebet fieten kesiraten bi iznillah, vallahu meas sabirin.

  • 249- Böylece ne zaman başka bir fasıla geçip ayrıldığında Talut ordularla,

  • dedi: “ Şüphesiz Allah mübtilu/bela verecek/sınayacak sizi -nehirle-

  • böyle kim şerbederse/içerse ondan -artık değildir o benden-

  • ve kim etmezse taam/doyuracak kadar kana kana yeyip tadmazsa onu -artık o bendendir-

  • hariçtir kim avuçlarsa bir avuç eliyle!”


Sonra şerbettiler/içtiler ondan, hariçti birazı onlardan!

Sonra ne zaman geçtiğinde O ve emin olarak inananlar -O'nunla- dediler:


Takatimiz yok bizim bugün Calut'a ve ordularına!”


Dedi: “O zannedenler şunu: onların buluşacağını Allah'a, nice topluluktan azı galebe çalar topluluğun çoğuna izniyle Allah'ın! Ve Allah sabredenlerle/hedefe kilitlenip kararlı bir şekilde yürüyenlerle beraberdir!”










وَلَمَّا بَرَزُواْ لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُواْ رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Ve lemma berazu li calute ve cunudihi kalu rabbena efrig aleyna sabren ve sebbit ekdamena vensurna alel kavmil kafirin.

250- ve ne zaman bariz olduklarında/ortaya çıkıp karşılaştıklardında Calut'a ve ordularıyla,

dediler: “Rabbimiz/Efendimiz efriğ/boşalt üzerimize sabrı/hedefe kilitlenerek kararlı olmayı ve sabit kıl ayaklarımızı ve ensir/yardım et bize kafir/gerçeği görmezlikten gelip kasıtlı olarak olarark üzerini örten halka karşı!”

























فَهَزَمُوهُم بِإِذْنِ اللّهِ وَقَتَلَ دَاوُودُ جَالُوتَ وَآتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاء وَلَوْلاَ دَفْعُ اللّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَّفَسَدَتِ الأَرْضُ وَلَكِنَّ اللّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ

Fe hezemuhum bi iznillahi, ve katele davudu calute ve atahullahul mulke vel hikmete ve allemehu mimma yeşau, ve lev la def'ullahin nase, ba'dahum bi ba'din le fesedetil ardu ve lakinnallahe zu fadlin alel alemin.

251- Böylece hezimete uğrattı onları izniyle Allah'ın ve katletti/öldürdü Davud Calut'u ve verdi O'na Allah -Mülkü/Egemenliği/Yetkiyi- ve Hikmeti/Bilgeliği ve allame/öğretti O'na -neyden İstediyse-



ve eğer olmasa idi def etmesi Allah'ın insanların bazısını bazısına elbette fesada uğrardı/bozulurdu arz/yeryüzü ve lakin Allah sahibidir fazl/fazilet/fazlalığın üzerine alemlerin!



تِلْكَ آيَاتُ اللّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

Tilke ayatullahi netluha aleyke bil hakk, ve inneke le minel murselin.

  • 252- İşte bunlar ayetleridir/işaretleridir Allah'ın -Okuyoruz onları- Sana hakkla/gerçek olarak! Ve şüphesiz Sen elbette Mürseliynden/Gönderilenlerdensin!










يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خُلَّةٌ وَلاَ شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Ya eyyuhellezine amenu enfiku mimma razaknakum min kabli en ye'tiye yevmun la bey'un fihi ve la hulletun ve la şefaah, vel kafirune humuz zalimun.

254- Ya ey o emin olarak inananlar;


  • infak edin/harcayın neyden Rızıklandırdıysak sizi

  • önceden ki; gelir size -yevm/gün- yoktur beyun/satın alma O'nda

  • ve yoktur hullet/dostluk

  • ve yoktur şefaat/yardım edip elinden tutup kurtarmaya


ve kafirun/gerçeği inkar edenler; onlar zalimun/yanlış yapanlardır!



























اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Allahu la ilahe illa huvel hayyul kayyum, la te'huzuhu sinetun ve la nevm, lehu ma fis semavati ve ma fil ard, menzellezi yeşfeu indehu illa bi iznih ya'lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum, ve la yuhitune bi şey'in min ilmihi illa bi ma şae, vesia kursiyyuhus semavati vel ard, ve la yeuduhu hıfzuhuma ve huvel aliyyul azim.

255- Allah;

yoktur ilah sadece O;

Hayy; hayat sahibidir, diridir

Kayyum; bu hayat sahibi olmayı, diriliği ayakta tutandır!

  • Almaz O'nu sinetun/yorgun düşüp uyuklama ve de nevm/uyku

  • O'nun'dur ne varsa semavatta ve arzda

  • Kimdir o sahib olan şefaate indinde? Sadece İzniyle!

  • Yağlem/Bilir ne varsa arasında ellerinin ve ne varsa arkalarında

  • ve ihata edemezler/kapsayıp kavrayamazlar bir şeyi/açığa çıkaracağını İlminden! Sadece neyi şeyy ederse/açığa çıkarıp kavranabilir kılarsa!

  • Vasidir/Geniştir/Engindir Kürsüsü/Tahtı/Egemenliği semavatta ve arzda!

  • Zor gelmez O'na hıfz etmesi onları!

  • Ve O Aliyy/Uludur/Yücedir Aziym/Şanı Büyüktür!









لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

La ikrahe fid dini kad tebeyyener ruşdu minel gayy, fe men yekfur bit taguti ve yu'min billahi fe kadistemseke bil urvetil vuska, lenfisame leha, vallahu semiun alim.

256- Yoktur Kerhetme/Tiksindirme/İğrendirme/Dışardan Zorlayarak Yaptırma dinde!

Gerçekten tebeyyün olmuştur/açık anlaşılır şekle gelmiştir rüşd/olgunluk/doğruluk ğayydan/azgınlıktan/yaramazlıktan/yanlıştan

Artık kim küfrederse/inkar ederse/görmezlikten gelirse Tağutu/Azdırıcıyı/Saptırıcıyı ve emin olarak inanırsa Allah'a; böylece gerçekten istimsak etmiştir/tutmuştur/yapışmıştır urvet-i vüskaya/sapasağlam kulpa/tutağa! Yoktur ayrılıp kopması/fisamı onun!

Ve Allah Semi/Duyandır Aliym/Bilendir!















اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Allahu veliyyullezine amenu, yuhricuhum minez zulumati ilen nur, vellezine keferu evliyauhumut tagutu yuhricunehum minen nuri ilaz zulumat, ulaike ashabun nar, hum fiha halidun.

257- Allah Velisi'dir/Koruyucusudur/Dostudur o emin olarak inananların ihraç eder onları zulumattan nura ve o kefereler evliyaları tağuttur ihraç eder onları nurdan zulumata! İşte bunlar ashab-ı nar! Onlar orada halidun!
























أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَآجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رِبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

E lem tera ilellezi hacce ibrahime fi rabbihi en atahullahul mulk, iz kale ibrahimu rabbiyellezi yuhyi ve yumitu, kale ene uhyi ve umit, kale ibrahimu fe innallahe ye'ti biş şemsi minel maşrıkı fe'ti biha minel magribi fe buhitellezi kefer, vallahu la yehdil kavmez zalimin.

  • 258- Görmedin mi o hacce edenleri/hüccetleşenleri İbrahim'e Rabbinde/Efendisinde şundan;

  • Verdi O'na Allah Mülkü/her türlü edinimi, ne zaman dediğinde İbrahim:


  • Rabbimdir/Efendimdir ki O hayat verir ve memat eder!”


Dedi: “Ben ihya ederim ve memat ederim!”


Dedi İbrahim: “Öyleyse şüphesiz Allah getirir şemsi meşrikten! Artık getir onu mağribten?”


böylece bühtan oldu/ağzı açık kalarak şaştı kaldı o kefere/gerçeği örtücü!


Ve Allah hidayet etmez kavm-i zalimine!

















أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىَ يُحْيِي هََذِهِ اللّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللّهُ مِئَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَل لَّبِثْتَ مِئَةَ عَامٍ فَانظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِّلنَّاسِ وَانظُرْ إِلَى العِظَامِ كَيْفَ نُنشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Ev kellezi merra ala karyetin ve hiye haviyetun ala uruşiha, kale enna yuhyi hazihillahu ba'de mevtiha, fe ematehullahu miete amin summe beaseh, kale kem lebist, kale lebistu yevme ev ba'da yevm, kale bel lebiste miete amin fenzur ila taamike ve şerabike lem yetesenneh, venzur ila hımarike ve li nec'aleke ayeten lin nasi venzur ilal izami keyfe nunşizuha summe neksuha lahma, fe lemma tebeyyene lehu, kale a'lemu ennallahe ala kulli şey'in kadir.

259- Ya da o geçen gibi üzerinde karyenin/yerleşim yerinin ve o haviye/havaydı üzerine arşının/tavanının/çatısının, dedi:

Nasıl hayat verecek buna Allah bağde mevti?

Peşinden emat etti onu Allah miete amin/yüz yıl sonra beas etti onu!

Dedi: “Ne kadar kaldın?”

Dedi: “Kaldım bir yevm ya da bazı yevmin!”

Dedi: “Bel/Aksine kaldın yüz yıl! Şimdi bak/enzur ila daamike/doyumuna/yemeğine ve şarabına senelenmemiş! Ve bak/enzur hımarına/merkebine/eşeğine ve Biz yapacağız seni ayet/işaret insanlar için! Ve enzur/bak izami/kemiklere nasıl nüşiz ettik/ayağa kaldırdık onları sonra kisveye büründürdük onları etle/lahmen!”

Böylece ne zaman tebeyyün olduğunda ona, dedi: “Biliyorum şunu; Allah üzerine külli şeyin Kaadir!”









وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Ve iz kale ibrahimu rabbi erini keyfe tuhyil mevta kale e ve lem tu'min kale bela ve lakin li yatmainne kalbi kale fe huz erbeaten minet tayri fe surhunne ileyke summec'al ala kulli cebelin minhunne cuz'en summed'uhunne ye'tineke sa'ya, va'lem ennallahe azizun hakim.

260- Ve ne zaman dediğinde İbrahim: “Rabbim/Efendim göster bana nasıl hayat veriyorsun mevtaya?”

Dedi: “Emin olarak inanmadın mı?”

Dedi: “Bela/Aksine ve lakin yetmainne/mutmain/tatmin olsun diye kalbim!”

Dedi: “Öyleyse ihaza eyle erba tayrdan peşinden serhun eyle/meylettir,şekillendir,suretlendir,biçimlendir sana, sonra yap ala külli cebelin onlardan cüz sonra çağır onları gelecekler sana sai ederek/çabalayarak! Ve bil şunu Allah Aziz/Üstündür Hakiym/Verdiği kararı sebe-sonuç bütünlüğünde bilgelikle yerine getirendir!”






















مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

Meselullezine yunfikune emvalehum fi sebilillahi ke meseli habbetin enbetet seb'a senabile fi kulli sunbuletin mietu habbeh, vallahu yudaifu li men yeşau, vallahu vasiun alim.

261- Meselesi o infak edenlerin/harcayanların emvallerini fi sebili Allah meselesi gibi habbei enbatatın seba senabili fi külli sünbületin mietu habbe! Ve Allah yuzaif/çifterlendirir kimse için yeşau/ortaya çıkarırsa ve Allah Vasiun Aliym'dir



الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنًّا وَلاَ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Ellezine yunfikune emvalehum fi sebilillahi summe la yutbiune ma enfeku mennen ve la ezen lehum ecruhum inde rabbihim, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenun.

262- Ki onlar yunfik ederler emvallerini fi sebili Allah sonra tabi olmazlar ne infak ettiyseler mennen/minnet ederek ve etmezler eza! Onlar içindir ecirleri inde Rabbihim ve yoktur havf aleyhim ve olmaz onlar mahzun!

















قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ

Kavlun ma'rufun ve magfiretun, hayrun min sadakatin yetbeuha eza, vallahu ganiyyun halim.

263- Kavl ed'n marufen/dinin fıtratına uygun olan örfle ve mağfiret/bağışlama hayrunhayrdır min sadaka/gönülden geçen yardımı doğrulayıcı fiili mal tabi olarak/peşine düşerek verilen ezanın? Ve Allah Ğani/ganimet sahibi zengin Halim/uslu/yerli yerince gerekene gerektiği kadarı!


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

Ya eyyuhellezine amenu la tubtılu sadakatikum bil menni vel eza, kellezi yunfiku malehu riaen nasi ve la yu'minu billahi vel yevmil ahır, fe meseluhu ke meseli safvanin aleyhi turabun fe esabehu vabilun fe terakehu salda, la yakdirune ala şey'in mimma kesebu vallahu la yehdil kavmel kafirin.

  • 264- Ya ey o emin olarak inananlar; tebdil etmeyin/değiş-tokuş sadakalarınızı/gönlünüzden geçen yardımı doğrulayıcı fiilinizi -minnetle ve ezayla-

  • kimse gibidir; infak eder malını riaen nas/insanlar görsün diye ve emin olarak inanmaz Allah'a ve yevmi ahirete!

  • Sonra meselesi meselesi gibidir safvanın/saf taşın onda turab vardır sonra isabet eder ona vabil/sağanak sonra terketti/bıraktı onu saldan/kel/bitkisiz taş!

  • Kudret edemezler ala şeyin kesbettiklerinden!

  • Ve Allah hidayet etmez kavmi kafirini!











وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاء مَرْضَاتِ اللّهِ وَتَثْبِيتًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Ve meselullezine yunfikune emvalehumubtigae mardatillahi ve tesbiten min enfusihim ke meseli cennetin bi rabvetin esabeha vabilun fe atet ukuleha dı'feyn, fe in lem yusıbha vabilun fe tall, vallahu bima ta'melune basir.

  • 265- Ve meselesi o infak edenlerin emvallerini ibtiğa ederek merzati Allah ve tesbit olsun enfuslarından -meselesi gibi cennetin rabvesine isabet eder onu vabil/sağanak peşinden verir ükülünü/yemişini zığfeyni/çifterli sonra eğer isabet etmese bile ona vabil artık talle/çisenti olur! Ve Allah amellerinize Basiyr'dir!





























أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِن كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاء فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

E yeveddu ehadukum en tekune lehu cennetun min nahilin ve a'nabin tecri min tahtihel enharu, lehu fiha min kullis semarati ve esabehul kiberu ve lehu zurriyyetun duafau fe esabeha ı'sarun fihi narun fahterakat kezalike yubeyyinullahu lekumul ayati leallekum tetefekkerun.

266- Mevedded eyler mi idi ahadakum/sizden birisi şuna;

-olsun onun için cennet nahilin/hurmalıktan ve ağnabin/üzümlükten tecri eder tahtından enhar onun için

-orada min küllü semerat

-ve isabet eder ona kiberu/yaşlılık ve onun zürriyeti zayıftır

-ancak isabet eder oraya iğsar/can sıkan kasırga onda nar olur böylece ihtirak eder/yakar geçer!


İşte böyle yübeyyin ediyor Allah size ayetleri/aklın ham maddesi işaretleri! Belki siz tefekkür/fikir yürütürsünüz!























يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ

Ya eyyuhellezine amenu enfiku min tayyibati ma kesebtum ve mimma ahracna lekum minel ard, ve la teyemmemul habise minhu tunfikune ve lestum bi ahızihı illa en tugmidu fih, va'lemu ennallahe ganiyyun hamid.

267- Ya ey o emin olarak inananlar infak edin/harcayın tayyibattan/hoşlarından ne kesbettiyseniz ve ne ihraç ettiysek size arzdan! Ve teyemmüm etmeyin/hedeflemeyin habisi -ondan- infak etmeye ve istemezken ihaza etmeyi/almayı -onu- sadece ğamad ederek/gözü kapalı olarak onda! Ve eğlem/bilin şunu; Allah Ğani/Zengindir Hamid/Övgülerin sahibidir!





الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِالْفَحْشَاء وَاللّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

Eş şeytanu yeidukumul fakra ve ye'murukumbil fahşai vallahu yeidukum magfireten minhuve fadla, vallahu vasiun alim.

268- Şeytan/uzaklaşmış vaad eder dize fakrı

ve emreder size fahşayı

ve Allah vaad eder size mağfireti -ondan- ve fazlı!

Ve Allah Vasiun Aliym'dir!


يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ

Yu'til hikmete men yeşau, ve men yu'tel hikmete fe kad utiye hayran kesira, ve ma yezzekkeru illa ulul elbab.

269- Verir Hikmeti/Bilgeliği kimi/kime şey ederse/ortaya çıkarırsa ve kime verildiyse Hikmet, artık gerçekten verilmiştir hayır kesiran! Ve edemez yezekkür sadece ulul elbab/temiz akıl sahipleri!



وَمَا أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ اللّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ

Ve ma enfaktum min nafakatin ev nezertum min nezrin fe innallahe ya'lemuh, ve ma liz zalimine min ensar.

270- ve ne infak ederseniz/harcarsanız nafakadan/harcamadan ya da nizar ederseniz/adak ederseniz nizardan/adaktan sonra şüphesiz Allah bilir onu! Ve olmayacak zalimler/yanlış yapanlar için ensardan/yardımcılardan!


إِن تُبْدُواْ الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاء فَهُوَ خَيْرٌ لُّكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّئَاتِكُمْ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

İn tubdus sadakati fe niimma hiy, ve in tuhfuha ve tu'tuhal fukarae fe huve hayrun lekum ve yukeffiru ankum min seyyiatikum vallahu bi ma ta'melune habir.

  • 271- Eğer tübdü/açıktan olursa sadakalar/gönlünüzden geçen iyiliği bir kişiyi faydalandırarak tasdik ediş, artık niğme/iyidir o!

  • Ve eğer tühfüha/gizlerseniz onu ve tü'tüha/verirseniz onu fukaraya/ihtiyaç sahiblerine artık o hayırlıdır sizin için!

  • Ve yükeffir/inkar edecek sizden seyyiatlarınızdan!

  • Ve Allah amellerinize Habiyr'dir!

















لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَلأنفُسِكُمْ وَمَا تُنفِقُونَ إِلاَّ ابْتِغَاء وَجْهِ اللّهِ وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ

Leyse aleyke hudahum ve lakinnallahe yehdi men yeşau, ve ma tunfiku min hayrin fe li enfusikum, ve ma tunfikune illebtigae vechillah, ve ma tunfiku min hayrin yuveffe ileykum ve entum la tuzlemun.

  • 272- Değildir üzerine Senin hüdaları/hidayete gelmeleri ve lakin Allah hidayet eder kimi şeyy ederse! Ve ne infak ederseniz hayrdan artık kendiniz içindir!

  • Ve etmeyin infak, sadece ibtiğa etmek için vechini Allah'ın!

  • Ve ne infak ederseniz hayrdan yüveffi/vefa gösterecek size ve siz zulmedilmezsiniz!




لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ

Lil fukaraillezine uhsiru fi sebilillahi la yestatiune darben fil ardı, yahsebuhumul cahilu agniyae minet teaffuf, ta'rifuhum bi simahum, la yes'elunen nase ilhafa, ve ma tunfiku min hayrin fe innallahe bihi alim.

  • 273- Fakirler için ki; ihsar olanlar fi sebili Allah; istidağ edemezler darba arzda; hesab eder onları cahiller eğniya/ganimet sahibi iffetinden,

  • arif olursunuz onlara simalarından

  • sual etmezler insanlara ilhafen/ısrarla!

  • Ve ne infak ederseniz hayrdan artık şüphesiz Allah ona Aliym'dir!



الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلاَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Ellezine yunfikune emvalehum bil leyli ven nehari sirran ve alaniyeten fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenun.

274 Ki onlar infak ederler emvallerini leylen ve neharen sırren ve aleniyen

artık onlar içindir ecirleri inde Rabbihim

ve yoktur havf onlara ve onlar mahzun olmazlar!




الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُواْ إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّهِ فَانتَهَىَ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ellezine ye'kuluner riba la yekumune illa kema yekumullezi yetehabbetuhuş şeytanu minel mess, zalike bi ennehum kalu innemal bey'u mislur riba, ve ehallallahul bey'a ve harramer riba fe men caehu mev'izatun min rabbihi fenteha fe lehu ma selef, ve emruhu ilallah, ve men ade fe ulaike ashabun nar, hum fiha halidun.

275- Ki onlar yerler ribayı/tefecilikten kabaranı;

ikame edemezler sadece ikame eden gibi yetehabbet eden/sopayla kafasına geçirir şeytan dokunuştan/mes!

İşte böyle çünkü onlar derler: “Sadece bey'u/satıştan elde edilen kar misli/benzerdir ribaya/tefecilikten kabarışa!

Ve ehalle/helal/uygun kıldı Allah bey'uyu/satıştan elde edilen karı ve haram/yüksek hassasiyet gösterilip dikkat edilmesi gereken yasak kıldı ribayı/tefecilikten kabarışı!

Artık kime gelirse ona/kendisine mevıza/vaaz/mevzuat Min Rabbihi/Efendisinden, peşinden nehy olunursa/uzak tutarsa kendisini, artık onun için ne selef/geçtiyse/önceden ve emri/davası Allah'a-dır!

Ve kim avdet/iade ederse işte bunlar ashab-ı nar/ateşin yoldaşlarıdır!

Onlar orada ölümsüzdürler!









يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ

Yemhakullahur riba ve yurbis sadakat, vallahu la yuhıbbu kulle keffarin esim.

276- Yemhak/mihak/noksan/eksiltme/azaltma eder Allah ribayı/tefecilikten kabarışı

yurbis/riba/tefecilikten kabartır sadakayı/gönülden geçen mali iyiliği gerçekleştirme eylemini

ve Allah la yuhibbu/sevmez küllünü keffarı esimi/umursamaz şekilde gerçeği görmezlikten gelerek hayırdan uzaklaştırıcı fiilleri işleyenleri.



إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

İnnellezine amenu ve amilus salihati ve ekamus salate ve atevuz zekate lehum ecruhum inde rabbihim, ve la havfun aleyhim ve la hum yahzenun.

277- Şüphesiz o amenu/emin olarak inanıp emniyete girenler ve ameli salihat edenler ve ikame edenler salatı ve verenler zekatı; onlar içindir inde Rabbihim ve yoktur havf onlara ve yoktur onlara mahzun olmak!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَذَرُواْ مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Ya eyyuhellezine amenuttekullahe ve zeru ma bakiye miner riba in kuntum mu'minin.

278- Ya ey o amenu/emin olarak inanıp emniyet altına girenler; ittika/takvalanın/emir-yasaklara uyarak korunun Allah'a ve zer edin/bırakın ne bakiyeyse/kaldıysa ribadan/tefecilikten gelen kabarıktan -eğer siz müminin/emin olarak inandıysanız-







فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُوسُ أَمْوَالِكُمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَلاَ تُظْلَمُونَ

Fe in lem tef'alu fe'zenu bi harbin minallahi ve resulih, ve in tubtum fe lekum ruusu emvalikum, la tazlimune ve la tuzlemun.

  • 279- Artık eğer faaliyette bulunmazsanız;

  • -artık ezanı okunmuştur harbin Allah'tan ve Rasülü'nden-


ve eğer tübtüm/tevbe edip özür dilerseniz

böylece sizindir rüüsü/reisleri/başları emvalikum

zulm etmezsiniz/yanlış yapmazsınız

ve zulm edilmezsiniz/yanlış yapılmazsınız



وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَن تَصَدَّقُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ve in kane zu usratin fe naziratun ila meysereh ve en tesaddeku hayrun lekum in kuntum ta'lemun.

280- ve eğer olduysa zu usran/zorluk sahibi, peşinden nazire edin/bakın ila meysir/kolaylaşana kadar!

Ve eğer tasadduk ederseniz/gönlünüzden kopan iyiliği doğrulayıcı işaret olarak hayrun sizin için! Eğer siz bilirseniz!



وَاتَّقُواْ يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ

Vetteku yevmen turceune fihi ilallahi summe tuveffa kullu nefsin ma kesebet ve hum la yuzlemun.

281- Ve ittika edin/emir-yasaklara uyarak takvalanın/korunun yevmen/günden rücu ettirileceksiniz -onda- Allah'a!

Sonra tüveffa/vefa edilecek/geri verilecek küllü nefsin/ her kişiye -ne kesbettiyse ve onlara zu lm edilmez/yanlış yapılmaz!






يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلاَ يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإن كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لاَ يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُواْ شَهِيدَيْنِ من رِّجَالِكُمْ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاء أَن تَضِلَّ إْحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى وَلاَ يَأْبَ الشُّهَدَاء إِذَا مَا دُعُواْ وَلاَ تَسْأَمُوْاْ أَن تَكْتُبُوْهُ صَغِيرًا أَو كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ اللّهِ وَأَقْومُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلاَّ تَرْتَابُواْ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلاَّ تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوْاْ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلاَ شَهِيدٌ وَإِن تَفْعَلُواْ فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Ya eyyuhellezine amenu iza tedayentum bi deynin ila ecelin musemmen fektubuh, velyektub beynekum katibun bil adl, ve la ye'be katibun en yektube kema allemehullahu felyektub, velyumlilillezi aleyhil hakku velyettekıllahe rabbehu ve la yebhas minhu şey'a, fe in kanellezi aleyhil hakku sefihan ev daifen ev la yestatiu en yumille huve felyumlil veliyyuhu bil adl, vesteşhidu şehideyni min ricalikum, fe in lem yekuna raculeyni fe raculun vemraetani mimmen terdavne mineş şuhedai en tedılle ıhdahuma fe tuzekkire ıhdahumal uhra ve la ye'beş şuhedau iza ma duu, ve la tes'emu en tektubuhu sagiran ev kebiran ila ecelih, zalikum aksatu indallahi ve akvemu liş şehadeti ve edna ella tertabu illa en tekune ticareten hadıraten tudiruneha beynekum fe leyse aleykum cunahun ella tektubuha ve eşhidu iza tebaya'tum, ve la yudarra katibun ve la şehid, ve in tef'alu fe innehu fusukun bikum, vettekullah, ve yuallimukumullah, vallahu bi kulli şey'in alim.

  • 282- Ya ey o amenu olanlar;

  • ne zaman tedayene ettiğinizde/ödünç verme ve alma fiili/borç sözleşmesi yaptığınızda -deynle/borçla/ödünçle- ila eceli müsemma peşinde üktüb edin/yazın onu!

  • Ve yektub/yazdırın aranızda bir katibe adilce.

  • Ve geri durmasın/sakınmasın katib şundan; yazmaktan talim ettiği gibi ona Allah!

  • Artık yazdırın ona

  • ve yumlil/doğruya sadık kalarak yazdırsın -o aleyhinde hakk olan/borçlu-

  • ve takvalı olsun Allah'a; Rabbisine/Efendisine

  • ve bahs yapmasın/eksiltmesin ondan şey

  • böylece eğer oldu ise o aleyhinde hak olan sefihen ya da zayıf ya da istida edemeyen şuna; yemlil/doğruya sadık kalarak yazmaya -o- öyleyse yemlil/doğruya sadık kalarak yazdırsın velisine adilce!

  • Ve istişhad eyleyin/şahid bulun şehideyn/iki şahid ricalinizden!

  • Sonra eğer yekun değilse raculeyn/iki adam/erkek; sonra racul ve emraetan/iki kadın kimseden razı olduğunuz şühedadan şunda; tudılli/saparsa ihdahuma/onlardan birisi böylece tüzekkir edecek ihdahuma/onlardan birisine ühra/diğerine!

  • Ve geri durmasın şüheda ne zaman neye çağrılırsalar! Bıkmasınlar şundan; yazmaktan -onu- sağiran ev kebiran eceline kadar!

  • İşte böyle eksut/kıstaslıdır indinde Allah'ın ve ekvam/ayakta durabilir şehadet için ve edna/yandadır ki tertab/şüphe olmasın!

  • Hariçtir şu; olması ticaretin haziraten tudiru/devrede/peşin olarak onu aranızda halletmek; böylece olmaz size cünah ki yazmazsanız onu!

Ve şahid tutun ne zaman tebayu/sattığınızda ve zarar verilmemeli katibe ve şahide! Ve eğer tefal sonra şüphesiz o füsuktur size! Ve takvalanın Allah'a!ve yuallim eder Allah!ve Allah her şeye Aliym'dir!

وَإِن كُنتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُواْ كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَّقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّهَ رَبَّهُ وَلاَ تَكْتُمُواْ الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

Ve in kuntum ala seferin ve lem tecidu katiben fe rihanun makbudah, fe in emine ba'dukum ba'dan felyueddillezi'tumine emanetehu velyettekıllahe rabbeh, ve la tektumuş şehadeh, ve men yektumha fe innehu asimun kalbuh, vallahu bi ma ta'melune alim.

283- ve eğer siz ala seferin ve bulamadınızsa katib; öyleyse rihanun/rehin olarak makbuzu/kabzedilen/alınan yeter!

Ancak eğer emin olursa bazınız bazınıza böylece yüeddi/eda etsin/ödesin o emin olunan emanetini ve takvalansın Allah'a, Rabbisine!

Ve tektum/ketum etmeyin şehadeti! Ve kim ketum ederse onu bilsin ki o esimdir kalbine! Ve Allah amellerinize Aliym'dir!





















لِّلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Lillahi ma fis semavati ve ma fil ard, ve in tubdu ma fi enfusikum ev tuhfuhu yuhasibkum bihillah, fe yagfiru limen yeşau ve yuazzibu men yeşau, vallahu ala kulli şey'in kadir.

284- Li Allah ne varsa semavatta ve ne varsa arzda ve eğer açarsanız/tübdü ne varsa enfüsünüzde/kendinizde ya da tuhfü/hafiye/gizlerseniz -hesab edecek sizi -onunla- Allah! Sonra yeğfir/bağışlayacak kim için şeyy ederse ve azablandıracak kimi şeyy ederse! Ve Allah ala külli şeyin Kaadir!



آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Amener resulu bima unzile ileyhi min rabbihi vel mu'minun, kullun amene billahi ve melaiketihi ve kutubihi ve rusulih, la nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kalu semi'na ve ata'na gufraneke rabbena ve ileykel masir.

285- Amene oldu Rasül -ne inzal edildiyse O'na/Kendisine Rabbisinden/Efendisinden ve müminun da! Küllüsü amene oldu Allah'a ve Melaikelerine ve Kütüblerine/Kitablarına ve Rasüllerine “Fark gözetmeyiz arasında birisinin Rasüllerinden! Ve derler: “ Semi olduk/Duyduk ve Atağ/İtaatçı olduk! Ğufranını/Bağışlamanı ver bize Rabbimiz/Efendimiz ve Sana'dır mesiyr/varış!













لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

La yukellifullahu nefsen illa vus'aha leha ma kesebet ve aleyha mektesebet rabbena la tuahızna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna ısran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tuhammilna ma la takate lena bih, va'fu anna, vagfir lena, verhamna, ente mevlana fensurna alel kavmil kafirin.

286- Yükellif/tekellüf/mükellif/teklif/külfet etmez Allah nefse/kişiye sadece vusa/yapabileceğiyle! Onundur ne kesbettiyse ve aleyhinedir ne iktisab ettiyse! “Rabbimiz/Efendimiz ihaza etme/alma bizi eğer nisyan edersek ya da hata edersek! Rabbimiz ve tahmil etme aleyna/bize ısrı/zorlayıcı daraltıcı bağı, hamalladığın gibi -onu- üzerine o bizden öncekilerin! Rabbimiz tuhammil etme bizi neye edemeyeceksek takat bizi onunla! Afvet bizden iğfar et bizi erham eyle bizi! Sensin Mevlana/Velimiz/Koruyucumuz/Elimizden Tutacak Olan/Dostumuz artık insar eyle bize alel/karşısında kavm-i kafirininin/gerçeği görmezlikten gelen umursamayan nankör halkın!





BİLGİ: BAKARA SURESİ ÇALIŞMALARI TEKNİK HATA NEDENİYLE YAZILI OLARAK SİLİNDİ ANCAK 230 LARDAN MEAL YAZILDI ANCAK YOUTUBE SAYFASINDA VİDEO MEAL ÇALIŞMALARI MEVCUTTUR


(38) Allah'ın Rehberliğine Girmenin Şartları / Bakara 1-5 - YouTube



17 Haziran 2022 Cuma

86- Alak Denklemi -Mutaffifin- İkrası





 بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

İsmiyle Allah'ın Rahman'dır, Rahiym'dir.



 ١- وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
1- Veylun lil mutaffifin.

1- Yazıklar olsun! Kazıkçılar için!

٢- الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
2- Ellezine izektalu alen nasi yestevfun.

2- Ki onlar; -ölçüldükleri vakit-  üzerine insanların vefa gösterirler!

٣- وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
3- Ve iza kaluhum ev vezenuhum yuhsirun.

3- Ve -ölçtükleri vakit onları ya da tarttıklarında onları- kayba uğratırlar!

٤- أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُم مَّبْعُوثُونَ
4- Ela yezunnu ulaike ennehum meb'usun.

4- Zannetmez mi bunlar şunu; onlar diriltileceklerdir!

٥- لِيَوْمٍ عَظِيمٍ
5- Li yevmin azim.

5- Büyük bir gün için!

٦- يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
6- Yevme yekumun nasu li rabbil alemin.

6- O gün ayakta kalacak insanlar -Alemlerin Efendisi için-

٧- كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ
7- Kella inne kitabel fuccari le fi siccin.

7- Hayır! Şüphesiz kitabı ahlaksız facirlerin elbette Siccin hapishanesindedir!

٨- وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ
8- Ve ma edrake ma siccin.

8- Ve ne idrak edeceksin nedir Siccin?

٩- كِتَابٌ مَّرْقُومٌ
9- Kitabun merkum.

9- Rakamlanmış kitabtır!

١٠- وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
10- Veylun yevmeizin lil mukezzibin.

10- Yazıklar olsun o izin günü yalanlayıcılar için!

١١- الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
11- Ellezine yukezzibune bi yevmiddin.

11- Ki onlar yalanlarlar din gününü!

١٢- وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
12- Ve ma yukezzıbu bihi illa kullu mu'tedin esim.

12- Ve yalanlayacak değildir -onu- sadece alayı hadsiz günahkarın!

١٣- إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
13- İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin.

13- Ne zaman tane tane okunduğunda ona -Ayetlerimiz- der: "Geçmişlerin yazdıkları!"

١٤- كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
14- Kella bel rane ala kulubihim ma kanu yeksibun.

14- Hayır! Aksine paslandı üzeri kalblerinin -kazanmış olduklarından-

١٥- كَلَّا إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ
15- Kella innehum an rabbihim yevmeizin le mahcubun.

15- Hayır! Şüphesiz onlar Efendilerinden o izin günü elbette engellenenler olacaktır!

١٦- ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُو الْجَحِيمِ
16- Summe innehum le salul cahim.

16- Sonra şüphesiz onlar elbette tutuşacaklardır ateşe!

١٧- ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
17- Summe yukalu hazellezi kuntum bihi tukezzibun.

17- Sonra denilecek: "Budur ki siz onu yalanlıyor idiniz!" 

١٨- كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
18- Kella inne kitabel ebrari lefi illiyyin.

18- Hayır! Şüphesiz kitabı iyi,güzel,hayırlı olan ebrarın elbette yüksek makamlarda İliyyindedir!

١٩- وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ
19- Ve ma edrake ma ılliyyun.

19- Ve ne idrak edeceksin nedir iliyyun?

٢٠- كِتَابٌ مَّرْقُومٌ
20- Kitabun merkum.

20- Rakamlanmış kitabtır!

٢١- يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ
21- Yeşheduhul mukarrebun.

21- Şahid olacak ona yakınlık edenler!

٢٢- إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
22- İnnel ebrare le fi naim.

22- Şüphesiz iyi,güzel,hayırlı olan ebrar elbette nimetlerdedir!

٢٣- عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ
23- Alel eraiki yenzurun.

23- Üzerinde motifli oturakların bakarlar!

٢٤- تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ
24- Ta'rifu fi vucuhihim nadraten naim.

24- Tanırsın yüzlerinde parlaklık vardır nimetten!

٢٥- يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ
25- Yuskavne min rahikın mahtum

25- İçirilirler rahik; kişiye özel cennet şarabından mühürlenmiş!

٢٦- خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ
26- Hitamuhu misk. ve fi zalike fel yetenafesil mutenafisun.

26- Mührü;sonu misktir;tadı damakta kalıcıdır! Ve bunda böylece imrenip peşinde koşup nefes tüketsin imrenmeyle peşinde koşup nefes tüketecek olanlar!

٢٧- وَمِزَاجُهُ مِن تَسْنِيمٍ
27- Ve mizacuhu min tesnim.

27- Ve mizacı; karışımı tesnimdendir!

٢٨- عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ
28- Aynen yeşrebu bihel mukarrabun.

28- Gözedir içer ondan yakın olanlar!

٢٩- إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُواْ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ
29- İnnellezine ecremu kanu minellezine amenu yadhakun.

29- Şüphesiz o suç işleyenler, o emin olarak inananlara kahkaha atıyor idiler!

٣٠- وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
30- Ve iza merru bihim yetegamezune.

30- Ve ne zaman geçtiklerinde onlara el-göz hareketleri yaparlar idi!

٣١- وَإِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمُ انقَلَبُواْ فَكِهِينَ
31- Ve izenkalebu ila ehlihimunkalebu fekihin.

31- Ve ne zaman döndüklerinde ehillerine dönerler idi eğlenerek!

٣٢- وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاء لَضَالُّونَ
32- Ve iza reevhum kalu inne haulai ledallun.

32- Ve ne zaman gördüklerinde onları, derler idi: "Şüphesiz bunlar elbette dalalete düşmüş sapıklardır!"

٣٣- وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ
33- Ve ma ursilu aleyhim hafızin.

33- Ve gönderilmiş değil idiler -onlara- denetmenler!

٣٤- فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُواْ مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
34- Felyevmellezine amenu minel kuffarı yadhakun.

34- Böylece bugün o emin olarak inananlar, gerçeği çarptırıp saklayan kafirlerden kahkahaya boğulacaklardır!

٣٥- عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ
35- Alel eraiki yanzurun.

35- Üzerinde motifli oturakların bakarlar!

٣٦- هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
36- Hel suvvibel kuffaru ma kanu yef'alun.

36- Aldı mı sevablarını kafirler yapmış oldukları faaliyetlerden?










































16 Haziran 2022 Perşembe

85- Alak Denklemi -Ankebut- İkrası

  





بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

İsmiyle Allah'ın Rahman'dır, Rahiym'dir.



 ١- الم
1- Elif lam mim.

1- Elif lam mim.

٢- أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
2- E hasiben nasu en yutreku en yekulu amenna ve hum la yuftenun.

2- Hesab mı etti insanlar terk edileceklerini diyerek: "emin olarak inandık" ve onlar fitneye tutulup denenmeden?

٣- وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ
3- Ve lekad fetennellezine min kablihim fe le ya'lemennellahullezine sadaku ve le ya'lemenel kazibin.

3- Ve gerçekten Denedik o, onlardan öncekileri! Böylece elbette bilecektir Allah o doğruları ve elbette bilecektir yalancıları!

٤- أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ أَن يَسْبِقُونَا سَاء مَا يَحْكُمُونَ
4- Em hasibellezine ya'melunes seyyiati en yesbikuna, sae ma yahkumun.

4- Yoksa hesab mı etti o amel edenler kötülükleri Önümüze geçebileceklerini? Ne kötü hükme varıyorlar!

٥- مَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
5- Men kane yercu likaallahi fe inne ecelallahi leat, ve huves semiul alim.

5- Kim bekliyorsa -buluşmayı Allah'a- artık şüphesiz -Allah'ın eceli- elbette geliyor ve O Semi; duyandır, Aliym; bilendir.

٦- وَمَن جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
6- Ve men cahede fe innema yucahidu li nefsih, innallahe le ganiyyun anil alemin.

6- Ve kim cehd ederse gücünün yettiğince sonra sadece cehd eder kendisi için. Şüphesiz Allah elbette Ğani; zengindir alemlerden!

٧- وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ
7- Vellezine amenu ve amilus salihati le nukeffiranne anhum seyyiatihim ve le necziyennehum ahsenellezi kanu ya'melun.

7- Ve o emin olarak inanan ve amel edenler doğruları; elbette Küfr; inkar edeceğiz onlardan kötülüklerini ve elbette Cezalandıracağız onları en güzeliyle ki onlar amel ediyor idiler!

٨- وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَإِن جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
8- Ve vassaynel insane bi valideyhi husna, ve in cahedake li tuşrike bi ma leyse leke bihi ilmun fe la tutı'huma, ileyye merciukum fe unebbiukum bima kuntum ta'melun.

8- Ve Vasiyet ettik insana -ebeveynine- güzelliği ve eğer cehd ederlerse güçlerinin yettiğince sana -ortak koşup yamandırasın diye Bana- -onunla bir ilim sahibi olmadığını- artık itaat etme onlara! Bana'dır dönüşünüz, peşinden haber vereceğim size yapmış olduğunuz amellerinizden!

٩- وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ
9- Vellezine amenu ve amilus salihati le nudhılennehum fis salihin.

9- Ve o emin olarak inanan ve amelin doğrularını yapanlar, elbette dahil edeceğiz onları -Doğrulara-


١٠- وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ وَلَئِن جَاء نَصْرٌ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ أَوَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ
10- Ve minen nasi men yekulu amenna billahi fe iza uziye fillahi ceale fitneten nasi ke azabillah, ve le in cae nasrun min rabbike le yekulunne inna kunna meakum, e ve leysallahu bi a'leme bi ma fi suduril alemin.

10- Ve insanlardan kimisi der: "Emin olarak inandım Allah'a!" Peşinden ne zaman eziyet çekerse -Allah'ta- yapar fitnesini insanların -işkencesi gibi Allah'ın- ve elbette eğer gelse yardım Efendin'den elbette derler: "Şüphesiz biz olduk sizinle birlikte!" Değil midir Allah Alim; en iyi bilen ne varsa göğüslerinde alemlerin?

١١- وَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ
11- Ve le ya'lemennallahullezine amenu ve le ya'lemennel munafikin.
 
11- Ve elbette bilecektir Allah o emin olarak inananları ve elbette bilecektir münafıkları; içten pazarlıklı ruhu alım-satıma meyilli duruma gelmiş ve şartlara göre değişkenlik gösteren çıkarcı kimseleri.

١٢- وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُم بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُم مِّن شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
12- Ve kalellezine keferu lillezine amenuttebiu sebilena velnahmil hatayakum, ve ma hum bi hamiline min hatayahum min şey', innehum le kazibun.

12- Ve der o -düzeni anlamayan ve kendi inandığı yoldan ayrılmayan inkarcı- kafirler o emin olarak inananlara: "Tabi olun yolumuza taşırız hatalarınızı!" Ve değildir onlar taşıyacak olan hatalarından bir şeyi! Şüphesiz onlar elbette yalancıdırlar!

١٣- وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَّعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ
13- Ve le yahmilunne eskalehum ve eskalen mea eskalihim ve le yus'elunne yevmel kıyameti amma kanu yefterun.

13- Ve elbette taşıyacaklar ağırlıklarını ve ağırlığını beraber olanların ağırlıklarını ve elbette sorulacaklar -Kıyamet Günü- uydurup iftira etmiş olduklarından!

١٤- وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
14- Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi, fe lebise fihim elfe senetin illa hamsine ama, fe ehazehumut tufanu ve hum zalimun.

14- Ve gerçekten Gönderdik Nuh'u halkına böylece kaldı onlarda -bin sene hariç elli yılı- böylece aldı onları tufan ve onlar yanlış yapan zalimler idiler!

١٥- فَأَنجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ وَجَعَلْنَاهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
15- Fe enceynahu ve ashabes sefineti ve cealna haayeten lil alemin.

15- Peşinden Kurtardık O'nu ve yoldaşlarını geminin ve Yaptık -onu- bir ayet alemler için!

١٦- وَإِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
16- Ve ibrahime iz kale li kavmihi'budullahe vettekuh, zalikum hayrun lekum in kuntum ta'lemun.

16- Ve İbrahim ne zaman dediğinde halkına: "Kulluk edin Allah'a ve emir-yasaklarına saygıyla korunun O'na! İşte budur hayırlı olan sizin için eğer siz talim olup bilirseniz!"

١٧- إِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا إِنَّ الَّذِينَ تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِندَ اللَّهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
17- İnnema ta'budune min dunillahi evsanen ve tahlukune ifka, innellezine ta'budune min dunillahi la yemlikune lekum rızkan, febtegu indallahir rızka va'buduhu veşkuru leh, ileyhi turceun.

17- "Sadece kulluk ediyorsunuz -Yanısırasından Allah'ın- putlara ve yaratıyorsunuz anlamı çarpıtıp yalan dizerek bir ifk! Şüphesiz o, kulluk ettikleriniz -Yanısırasından Allah'ın- malik değiller sizin için bir rızka! Öyleyse arayın -Yanında Allah'ın rızkı- ve kulluk edin O'na ve şükredin O'na! O'na döndürüleceksiniz!"

١٨- وَإِن تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِّن قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
18- Ve in tukezzibu fe kad kezzebe umemun min kablikum, ve ma aler resuli illel belagul mubin.

18- Ve eğer yalanlarsanız bilin ki gerçekten yalanlamış idi ümmetler sizden önce! Ve yoktur üzerine Rasül'ün, sadece apaçık eriştirmek!

١٩- أَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللَّهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
19- E ve lem yerev keyfe yubdiullahul halka, summe yuiduh , inne zalike alallahi yesir.

19- Görmezler mi nasıl başlatır Allah yaratışı sonra iade eder onu? Şüphesiz bu üzerine Allah'ın kolaydır!

٢٠- قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ بَدَأَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللَّهُ يُنشِئُ النَّشْأَةَ الْآخِرَةَ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
20- Kul siru fil ardı fanzuru keyfe bedeel halka, summallahu yunşiun neş'etel ahıreh, innallahe ala kulli şey'in kadir.

20- De: "Seyre çıkıp dolaşın yerde sonra bakın nasıl Başlattı yaratışı? sonra Allah inşa edecek diğer bir inşa edişle! Şüphesiz Allah -her şey üzerine- Kaadir; ölçü koyup yerine getirme gücüne sahibtir!

٢١- يُعَذِّبُُ مَن يَشَاء وَيَرْحَمُ مَن يَشَاء وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ
21- Yuazzibu men yeşau ve yerhamu men yeşa', ve ileyhi tuklebun.

21- İşkence eder kimi isterse ve rahmet edip huzura kavuşturur kimi isterse ve O'na döndürüleceksiniz!

٢٢- وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاء وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
22- Ve ma entum bi mu'cizine fil ardı ve la fis semai ve ma lekum min dunillahi min veliyyin ve la nasir.

22- Ve değilsiniz siz aciz bırakacak yerde ve de gökte! Ve yoktur sizin için -Yanısırasından Allah'ın- veliden; sahiplenici bir dost ve de nasır; yardımcı!

٢٣- وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَلِقَائِهِ أُوْلَئِكَ يَئِسُوا مِن رَّحْمَتِي وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
23- Vellezine keferu bi ayatillahi ve likaihi ulaike yeisu min rahmeti ve ulaike lehum azabun elim.

23- Ve o küfrederek inkar edenler -Ayetlerini Allah'ın ve buluşmayı O'nunla- işte bunlar ümidini kaybedib umutsuzluğa düşmüştür -Rahmetimden- ve işte bunlar; onlar içindir acı verici işkence!

٢٤- فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَن قَالُوا اقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ فَأَنجَاهُ اللَّهُ مِنَ النَّارِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
24- Fe ma kane cevabe kavmihi illa en kaluktuluhu ev harrikuhu fe encahullahu minen nar, inne fi zalike le ayatin li kavmin yu'minun.

24- Böylece olmadı cevabı halkının, sadece şunu dediler: "Katledin O'nu veya yakın O'nu!" Peşinden kurtardı O'nu Allah ateşten! Şüphesiz bunda elbette ayetler vardır emin olarak inanan bir halk için!

٢٥- وَقَالَ إِنَّمَا اتَّخَذْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَوْثَانًا مَّوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُم بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُم بَعْضًا وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّاصِرِينَ
25- Ve kale innemettehaztum min dunillahi evsanen meveddete beynikum fil hayatid dunya, summe yevmel kıyameti yekfuru ba'dukum bi ba'dın ve yel'anu ba'dukum ba'dan ve me'vakumun naru ve ma lekum min nasırin.

25- Ve dedi: "Sadece ediniyorsunuz -Yanısırasından Allah'ın- putları bir mevedded; istek, sevgibağı olarak aranızda dünya hayatında. Sonra kıyamet günü inkar edecek bazınız bazınızı ve lanet eder bazınız bazınıza ve varışınız ateştir ve yoktur sizin için yardımcılardan!

٢٦- فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
26- Fe amene lehu lut ve kale inni muhacirun ila rabbi, innehu huvel azizul hakim.

26- Böylece emin olarak inandı O'na Lut ve dedi: "Şüphesiz ben muhacir; içinde yaşadığım halkın pisliklerinden sıyrılıp gidiyorum Efendim'e! Şüphesiz O var ya O, Aziz; üstün olandır herkesi yener, Hakiym; süreci kontrol edendir!

٢٧- وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَآتَيْنَاهُ أَجْرَهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
27- Ve vehebna lehu ishaka ve ya'kube ve cealna fi zurriyyetihin nubuvvete vel kitabe, ve ateynahu ecrehu fid dunya, ve innehu fil ahıreti le mines salihin.

27- Ve hibe ettik O'na İshak'ı ve Yakub'u ve Yaptık zürriyetinde; soyunda Nübüvvet; nebilik, seçilmişler, kutsanmışlar ve Kitabe ve Verdik O'na ecrini dünyada ve şüphesiz O ahirette elbette doğrulardandır!

٢٨- وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ الْعَالَمِينَ
28- Ve lutan iz kale li kavmihi innekum le te'tunel fahışete ma sebekakum biha min ehadin minel alemin.

28- Ve Lut; ne zaman dediğinde halkına: "Şüphesiz siz elbette geliyorsunuz fahişeliğe; çirkin fiil ve sözlere -sabıkanızda olmayan; işleme geçmemiş onunla- kimseden alemlerden!

٢٩- أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِي نَادِيكُمُ الْمُنكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَن قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
29- E innekum le te'tuner ricale ve taktaunes sebile ve te'tune fi nadikumulmunker, fe ma kane cevabe kavmihi illa en kalu'tina bi azabillahi in kunte mines sadikin.

29- "Şüphesiz siz gerçekten geliyor musunuz adamlara ve kesiyorsunuz yolu ve geliyorsunuz konuşma meclislerinizde çirkinlikle?" Böylece olmadı cevabı halkının, sadece şunu dediler: "Getir bize işkencesini Allah'ın eğer sen doğrulardan isen!"

٣٠- قَالَ رَبِّ انصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ
30- Kale rabbinsurni alel kavmil mufsidin.

30- Dedi: "Efendim! Yardım et bana üzerine müfsid; bozucu bir halkın!"

٣١- وَلَمَّا جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ
31- Ve lemma caet rusuluna ibrahime bil buşra, kalu inna muhliku ehli hazihil karyeh, inne ehleha kanu zalimin.

31- Ve ne zaman geldiğinde Rasüllerimiz İbrahim'e müjdeyle, dediler: "Şüphesiz biz helak edeceğiz ehlini bu şehrin! Şüphesiz oranın ehli yanlış yapan zalimler oldular!"

٣٢- قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطًا قَالُوا نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَن فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
32- Kale inne fiha luta, kalu nahnu a'lemu bi men fiha le nunecciyennehu ve ehlehu illemreetehu kanet minel gabirin.

32- Dedi: "Şüphesiz ordadır Lut!"  Dediler: "Biz daha iyi biliriz  kimin orada olduğunu! Elbette kurtaracağız O'nu ve ehlini, hariçtir karısı geride kalanlardan oldu."

٣٣- وَلَمَّا أَن جَاءتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا امْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
33- Ve lemma en caet rusuluna lutan sie bihim ve daka bihim zer'an, ve kalu la tehaf ve la tahzen, inna muneccuke ve ehleke illemreeteke kanet minel gabirin.

33- Ve ne zaman geldiğinde bu Rasüllerimiz Lut'a, -kötüleşti onlarla ve daraldı onlarla usanarak- ve dediler: "Korkma ve hüzünlenme! Şüphesiz biz kurtaracağız Seni ve ehlini, hariçtir karın, o geride kalanlardan oldu!"

٣٤- إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَى أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
34- İnna munzilune ala ehli hazihil karyeti riczen mines semai bima kanu yefsukun.

34- Şüphesiz biz indireceğiz üzerine bu şehrin ehlinin sarsıcıyı gökten -zıvanadan çıkıp fasıklık yaptıklarından dolayı-

٣٥- وَلَقَد تَّرَكْنَا مِنْهَا آيَةً بَيِّنَةً لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
35- Ve lekad terekna minha ayeten beyyineten li kavmin ya'kılun.

35- Ve gerçekten Bıraktık onlardan bir ayet anlaşılır delil olarak -bu bilgiyi doğru kabul edecek fıtratlarına yerleştirilen aklı- kullanan bir halk için!

٣٦- وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْآخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
36- Ve ila medyene ehahum şuayben fe kale ya kavmi'budullahe vercul yevmel 
ahıre ve la ta'sev fil ardı mufsidin.

36- Ve Medyen'e kardeşleri Şuayb'ı; böylece dedi: "Ey halkım; kulluk edin Allah'a ve bekleyin gününü ahiretin ve yaramazlık ederek yerde bozucular olmayın!

٣٧- فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
37- Fe kezzebuhu fe ehazethumur recfetu fe asbehu fi darihim casimin.

37- Böylece yalanladılar O'nu peşinden aldı onları sarsıntı peşinden oluverdiler evlerinde çömelikalanlar!

٣٨- وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ
38- Ve aden ve semude ve kad tebeyyene lekum min mesakinihim, ve zeyyene lehumuş şeytanu a'malehum fe saddehum anis sebili ve kanu mustebsırin.

38- Ve Ad ve Semud ve gerçekten açık bir şekilde belli oldu size meskenlerinden ve süsleyip cazip gösterdi onlara Şeytan yaptıkları amellerini böylece uzaklaştırıp engelledi onları -yoldan- ve onlar görenler idiler!

٣٩- وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَاءهُم مُّوسَى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ
39- Ve karune ve fir'avne ve hamane ve lekad caehum musa bil beyyinati festekberu fil ardı ve ma kanu sabikin.

39- Ve Karun ve Firavun ve Haman ve gerçekten gelmiş idi onlara Musa -anlaşılır delillerle- ancak kibirlendiler yerde ve olmadılar geri bırakanlar!

٤٠- فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنبِهِ فَمِنْهُم مَّنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُم مَّنْ أَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُم مَّنْ خَسَفْنَا بِهِ الْأَرْضَ وَمِنْهُم مَّنْ أَغْرَقْنَا وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
40- Fe kullen ehazna bi zenbih, fe minhum men erselna aleyhi hasıba, ve minhum men ehazethussayhah, ve minhum men hasefnabihil ard, ve minhum men agrakna, ve ma kanallahu li yazlimehum ve lakin kanu enfusehum yazlimun.

40- Böylece hepsini Aldık günahlarıyla! Böylece onlardan kimine Gönderdik aleyhine fırtına ve onlardan kimini alıverdi sayha; korkunç ses ve onlardan kimini -Batırdık- onunla yeri ve onlardan kimini Boğduk! ve olmadı Allah yanlış yapıp zulüm etmek için ve ama onlar olmuş idiler kendilerine yanlış yapıp zulüm edenler!

٤١- مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
41- Meselullezinettehazu min dunillahi evliyae ke meselil ankebut, ittehazet beyta ve inne evhenel buyuti le beytul ankebut, lev kanu ya'lemun.

41- Meselesi o edinenlerin -Yanısırasından Allah'ın- evliyalar; dostlar, sahipler, destekler; meselesi gibidir örümceğin edinmesi bir evi ve şüphesiz en zayıfı evlerin elbette -evidir örümceğin- eğer bilmiş olsalar idi!

٤٢- إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ مِن شَيْءٍ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
42- İnnallahe ya'lemu ma yed'une min dunihi min şey', ve huvel azizul hakim.

42- Şüphesiz Allah Alim'dir bilir neye dua ettiklerini,çağırdıklarını -Yanısırasından şeyden- ve O Aziyz; her şeyden üstün olan, Hakiym; süreci elinde tutan kontrol edendir!

٤٣- وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ
43- Ve tilkel emsalu nadribuha lin nas ve ma ya'kıluha illel alimun.

43- Ve bu emsalleri, -veriyoruz onları insanlar için- ve akıl edecek değiller onları, sadece alimler; kafa yorup bilme durumuna gelenler!

٤٤- خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
44- Halakallahus semavati vel arda bil hakk, inne fi zalike le ayeten lil mu'minin.

44- Yarattı Allah gökleri ve yeri -hakkla- şüphesiz bunda elbette ayetler, işaretler vardır emin olarak inananlar için!

٤٥- اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
45- Utlu ma uhıye ileyke minel kitabi ve ekımıs salat, innes salate tenha anil fahşai vel munker, ve le zikrullahi ekber, vallahu ya'lemu ma tasneun.

45- Tane tane oku -ne vahyedildiyse Sana- Kitab'tan ve ayakta tut salatı;yönelişi! Şüphesiz salat; yöneliş yasaklar fuhşiyat; çirkin fiil-sözlerden ve nahoşluktan. ve elbette zikri; hatırlanışı Allah'ın en büyüktür ve Allah bilir ne yapıyorsanız!

٤٦- وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُوا آمَنَّا بِالَّذِي أُنزِلَ إِلَيْنَا وَأُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَهُنَا وَإِلَهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
46- Ve la tucadilu ehlel kitabi illa billeti hiye ahsenu illellezine zalemu minhum ve kulu amenna billezi unzile ileyna ve unzile ileykum ve ilahuna ve ilahukum vahıdun ve nahnu lehu muslimun.

46- Ve didişmeyin -Ehl-i Kitab-la, sadece o en güzeliyle, hariçtir o yanlış yapan zalimler onlardan! Ve de: "Emin olarak inandık -o indirilene bize ve indirilene size- ve İlahımız ve İlahınız Vahid; Tektir ve biz O'na müslimun; ne dediyse ona eyvallah deyip yorumsuz kem kümsüz teslim olanlarız!

٤٧- وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ فَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمِنْ هَؤُلَاء مَن يُؤْمِنُ بِهِ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ
47- Ve kezalike enzelna ileykel kitab, fellezine ateyna humul kitabe yu'minune bih, ve min haulai men yu'minu bih, ve ma yechadu bi ayatina illel kafirun.

47- Ve işte böyle İndirdik Sana Kitabı! Böylece o Verdiklerimiz Kitab -emin olarak inanırlar onla- ve bunlardan kimseler olur - emin olarak inananlar- onla! Ve geri çevirmez -Ayetlerimizi- sadece kafirler!

٤٨- وَمَا كُنتَ تَتْلُو مِن قَبْلِهِ مِن كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذًا لَّارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ
48- Ve ma kunte tetlu min kablihi min kitabin ve la tehuttuhu bi yeminike izen lertabel mubtılun.

48- Ve değildin Sen tane tane okuyan -O'ndan- önceden Kitab'tan ve çizen değildin -O'nu- elinle! O zaman elbette şüphelenirdi sahtekarlar!

٤٩- بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ
49- Bel huve ayatun beyyinatun fi sudurillezine utul ilm, ve ma yechadu bi ayatina illez zalimun.

49- Aksine o ayetlerdir anlaşılır delillerle göğüslerinde o -ilim verilenlerin- ve geri çevirmez -Ayetlerimizi- sadece yanlış yapan zalimler!

٥٠- وَقَالُوا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَاتٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
50- Ve kalu lev la unzile aleyhi ayatun min rabbih, kul innemel ayatu indallah, ve innema ene nezirun mubin.

50- Ve derler: "Niçin indirilmedi O'na -ayetler Efendisi'nden- ?" De: "Sadece ayetler -yanındadır Allah'ın- ve sadece Ben uyarıcıyım apaçık!"

٥١- أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
51- E ve lem yekfihim enna enzelna aleykel kitabe yutla aleyhim, inne fi zalike le rahmeten ve zikra li kavmin yu'minun.

51- Kafi gelmedi mi onlara şu; Biz indirdik Sana Kitab'ı -tane tane okunuyor onlara- şüphesiz bunda elbette rahmet; iç huzuru ve zikir; hatırlatma vardır emin olarak inanan bir halk için!

٥٢- قُلْ كَفَى بِاللَّهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالَّذِينَ آمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللَّهِ أُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
52- Kul kefa billahi beyni ve beynekum şehida, ya'lemu ma fis semavati vel ard, vellezine amenu bil batılı ve keferu billahi ulaike humul hasirun.

52- De: "Kafi gelir Allah'la -aramda ve aranızda- şehidlik! Alim'dir; bilir ne varsa göklerde ve yerde!" ve o emin olarak inananlar batıla; sahteye ve küfredip inkar edenler Allah'ı; bunlar ki onlar kaybedenlerdir!

٥٣- وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُّسَمًّى لَجَاءهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
53- Ve yesta'ciluneke bil azab, ve lev la ecelun musemmen le caehumul azab, ve le ye'tiyennehum bagteten ve hum la yeş'urun.

53- Ve acele ediyorlar Sana -işkenceden- ve eğer olmasa idi ecel-i müsemma; adı konulmuş, isimlendirilmiş ecel; elbette gelirdi onlara işkence ve elbette gelecektir onlara ansızın ve onlar şuuruna ermezler!

٥٤- يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
54- Yesta'ciluneke bil azab, ve inne cehenneme le muhitatun bil kafirin.

54- Ve acele ediyorlar Sana -işkenceden- ve şüphesiz cehennem elbette sarıp sarmalayacak kafirleri!

٥٥- يَوْمَ يَغْشَاهُمُ الْعَذَابُ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
55- Yevme yagşahumul azabu min fevkıhim ve min tahti erculihim ve yekulu zuku ma kuntum ta'melun.

55- O gün örtecek onları işkence üstlerinden ve altından ayaklarının ve Diyecek: "Tadın ne amel işlediyseniz!"

٥٦- يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ
56- Ya ıbadıyellezine amenu inne ardi vasiatun fe iyyaye fa'budun.

56- Ey kullarım! O emin olarak inananlar; şüphesiz yerim geniştir artık yalnız Bana; böylece kulluk edin!

٥٧- كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
57- Kullu nefsin zaikatul mevti summe ileyna turceun.

57- Her kişi tadacaktır ölümü! sonra Bize döndürüleceksiniz!

٥٨- وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
58- Vellezine amenu ve amilus salihati le nubevviennehum minel cenneti gurafan tecrimin tahtihel enharu halidine fiha, ni'me ecrul amilin.

58- Ve o emin olarak inanan ve amelin doğrularını yapanlar; elbette Yerleştireceğiz onları cennetten makam odalarına, akar zemininden nehirler -ölümsüz olarak orada- Ne mükemmeldir ecri amel edenlerin!

٥٩- الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
59- Ellezine saberu ve ala rabbihim yetevekkelun

59- Ki onlar hedefe kilitlenerek kararlı bir şekilde dayanarak sabrettiler ve üzerine Efendilerinin arkalarını dayayıp güvendiler!

٦٠- وَكَأَيِّن مِن دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
60- Ve keeyyin min dabbetin la tahmilu rızkaha allahu yerzukuha ve iyyakum ve huves semiul alim.

60- Ve ne kadar debelenenden var -taşımaz rızkını- Allah rızıklandırır onu ve sadece size de ve O Semi; duyandır, Aliym; bilendir!

٦١- وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
61- Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda ve sehhareş şemse vel kamere le yekulunnallah, fe enna yu'fekun.

61- Ve gerçekten eğer sorsan onlara: "Kim yarattı gökleri ve yeri ve hizmete soktu güneşi ve ayı?" elbette derler: "Allah!" öyleyse nasıl dönüveriyorlar?

٦٢- اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
62- Allahu yebsutur rızka li men yeşau min ibadihi ve yakdiru leh, innallahe bi kulli şey'in alim.

62- Allah yayar rızkı -istediği kimse için kullarından- ve kısar da onun için! Şüphesiz Allah her şeye Alim; bilendir!

٦٣- وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِن بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
63- Ve le in seeltehum men nezzele mines semai maen fe ahya bihil arda min ba'di mevtiha le yekulunnallah, kulil hamdu lillah, bel ekseruhum la ya'kılun.

63- Ve gerçekten eğer sorsan onlara: "Kim indirir gökten suyu, peşinden hayat veriri -onunla- yere ölümünden sonra?" elbette derler: "Allah!" De: "Övgüler Allah içindir!" Aksine çoğusu onların akıllarını kullanmazlar!

٦٤- وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
64- Ve ma hazihil hayatud dunya illa lehvun ve laib, ve inned darel ahırete le hiyel hayevan, lev kanu ya'lemun.

64- Ve değildir bu dünya hayatı, sadece eğlence ve oyundur! ve şüphesiz ahiret evi; elbette odur yaşanılacak hayat! Keşke bilmiş olsalar!

٦٥- فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
65- Fe iza rakibu fil fulki deavullahe muhlisine lehud din, fe lemma neccahum ilel berri iza hum yuşrikun.

65- Böylece ne zaman bindiklerinde gemide -dua edip çağırırlar Allah'a halis olarak; O'nun'dur din! Peşinden ne zaman Kurtarınca onları karaya o vakit onlar ortak tutup yamandırırlar!

٦٦- لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
66- Li yekfuru bima ateynahum ve li yetemettau, fe sevfe ya'lemun.

66- Küfretmeleri için -ne Verdiysek onlara- ve metalanıp yemeleri içmeleri için! Artık yakında bilecekler!

٦٧- أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا آمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَكْفُرُونَ
67- E ve lem yerev enna cealna haramen aminen ve yutehattafun nasu min havlihim, e fe bil batılı yu'minune ve bi ni'metillahi yekfurun.

67- Görmezler mi şunu; Biz yaptık haram, emniyetli ve kaçırılırken insanlar çevrelerinden? Öyleyse sahtekarlığa mı emin olarak inanıyorlar ve nimetine Allah'ın küfr ediyorlar?

٦٨- وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِّلْكَافِرِينَ
68- Ve men azlemu mimmeniftera alallahi keziben ev kezzebe bil hakkı lemma caeh, e leyse fi cehenneme mesven lil kafirin.

68- Ve kimdir daha yanlış yapan zalim uydurup iftira edenden Allah'a bir yalanı ya da yalanlayan -Hakkı- ne vakit geldiğine ona? Yok mudur cehennemde bir yer inkarcı kafirler için?

٦٩- وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
69- Vellezine cahedu fina le nehdiyennehum subulena ve innallahe le meal muhsinin.

69- Ve o gücünün yettiğince cehd edenler -Bizde-, elbette rehberlik edip hidayet edeceğiz onları yollarımıza! ve şüphesiz Allah elbette beraberdir iyiliksever muhsinlerle!

















11 Mayıs 2022 Çarşamba

84- Alak Denklemi -Rum- İkrası





 بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

İsmiyle Allah'ın Rahman'dır, Rahiym'dir.



 ١- الم
1- Elif lam mim.

1- Elif lam mim.

٢- غُلِبَتِ الرُّومُ
2- Gulibetir rum.

2- Mağlub oldu Romalılar!

٣- فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُم مِّن بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ
3- Fi ednel ardı ve hum min ba'di galebihim se yaglibun.

3- En yakın yerde ve onlar bu mağlubiyetlerinden sonra yakında galib gelecektir!

٤- فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِن بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ
4- Fi bıd'ı sinin, lillahil emru min kablu ve min ba'd, ve yevme izin yefrahul mu'minun.

4- Birkaç senede, Allah'ın'dır Emir -önceden- ve -sonradan- ve o izin günü ferahlayacak emin olarak inananlar!

٥- بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
5- Bi nasrillah, yansuru men yeşa', ve huvel azizur rahim.
 
5- Yardımıyla Allah'ın! Yardım eder istediğine ve O Aziyz; istediğini yapan, mağlub eden, Rahiym; merhametin, huzurun kaynağıdır!

٦- وَعْدَ اللَّهِ لَا يُخْلِفُ اللَّهُ وَعْدَهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
6- Va'dallah, la yuhlifullahu va'dehu ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun.

6- Vaadi-dir Allah'ın, muhalefet etmez Allah vaadine, ve ama çoğusu insanların bilmezler!

٧- يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِّنَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْآخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ
7- Ya'lemune zahiren minel hayatid dunya, ve hum anil ahıreti hum gafilun.

7- Bilirler zahiri dünya hayatından ve onlar ahiret hakkında gafil olanlardır!

٨- أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي أَنفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ بِلِقَاء رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ
8- E ve lem yetefekkeru fi enfusihim, ma halakallahus semavati vel arda ve ma beynehuma illa bil hakkı ve ecelin musemma ve inne kesiran minen nasi bi likai rabbihim le kafirun.

8- Fikir yürütmediler mi kendilerinde? Yaratmadı Allah gökleri ve yeri ve ne varsa aralarında sadece --Hakkla- ve adı konulmuş bir ecelle ve şüphesiz çoğusu insanlardan buluşmaya Efendileri'ne elbette kafirdir!

٩- أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَأَثَارُوا الْأَرْضَ وَعَمَرُوهَا أَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
9- E ve lem yesiru fil ardı fe yenzuru keyfe kane akıbetullezine min kablihim, kanu eşedde minhum kuvveten, ve esarul arda ve ameruha eksera mimma ameruha ve caethum rusuluhum bil beyyinat, fe ma kanallahu li yazlimehum ve lakin kanu enfusehum yazlimun.

9- Seyre çıkmadılar mı yerde, sonra baksınlar nasıl oldu akıbeti o onlardan öncekilerinin? Daha şedid idiler onlardan kuvveten ve işlemiş idiler yeri ve imar etmiş idiler onu daha çok onların onu imarından ve gelmiş idi Rasülleri beyyineler; açık delillerle. Artık olmamış idi Allah yanlış yapıp zulm eden onlara ve ama onlar olmuş idiler kendilerine yanlış yapıp zulm edenler!

١٠- ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا السُّوأَى أَن كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُون
10- Summe kane akıbetellezine esaus sua en kezzebu bi ayatillahi ve kanu biha yestehziun.

10- Sonra olmuş idi akıbeti o kötülük edenlerin kötü ki yalanlamış idiler -ayetlerini Allah'ın- ve olmuş idiler -onlara- gırgıra alıp alay edenler!

١١- اللَّهُ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
11- Allahu yebdeul halka summe yuiduhu summe ileyhi turceun.

11- Allah başlar yaratışa sonra iade eder onu sonra O'na'dır dönersiniz!

١٢- وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ
12- Ve yevme tekumus saatu yublisul mucrimun.

12- Ve o gün çalar saat iblisane bir ümitsizliğe bürünür suçlular!

١٣- وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَائِهِمْ شُفَعَاء وَكَانُوا بِشُرَكَائِهِمْ كَافِرِينَ
13- Ve lem yekun lehum min şurekaihim şufeau ve kanu bi şurekaihim kafirin.

13- Ve olmaz yekun onlar için yamandırıp ortak tuttuklarından şefaatçiler; sahip çıkıp koruyanlar ve olurlar yamandırıp ortak tuttuklarına kafirler!

١٤- وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
14- Ve yevme tekumus saatu yevmeizin yeteferrakun.

14- Ve o gün çalınca saat izin günü tefrikaya düşüp ayrılırlar!

١٥- فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
15- Fe emmellezine amenu ve amilus salihati fe hum fi ravdatin yuhberun.

15- Böylece ama o emin olarak inanan ve amel eden doğruları işte onlar sulak yeşilliklerde sevindirileceklerdir!

١٦- وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَلِقَاء الْآخِرَةِ فَأُوْلَئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
16- Ve emmellezine keferu ve kezzebu bi ayatina ve likail ahıreti fe ulaike fil azabi muhdarun.

16- Ve ama o inkarcı kafir olan ve yalanlayan -Ayetlerimizi- ve buluşmayı ahirete işte bunlar işkencede hazır bulundurulacaklardır!

١٧- فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
17- Fe subhanallahi hine tumsune ve hine tusbıhun.

17- Artık anın Allah'ı eriştiğinizde akşama ve eriştiğinizde sabaha!

١٨- وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
18- Ve lehul hamdu fis semavati vel ardı ve aşiyyen ve hine tuzhırun.

18- ve O'nun'dur övgü göklerde ve yerde ve akşamsonu ve eriştiğinizde öğleye!

١٩- يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ
19- Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba'de mevtiha, ve kezalike tuhrecun.

19- Çıkarır diriyi ölüden ve çıkarır ölüyü diriden ve diriltir yeri ölümünden sonra ve işte böyle çıkarılacaksınız!

٢٠- وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنتُم بَشَرٌ تَنتَشِرُونَ
20- Ve min ayatihi en halakakum min turabin summe iza entum beşerun tenteşirun.

20- Ve -Ayetlerindendir- şu; Yarattı sizi topraktan sonra o zaman siz beşer olarak yaşar yayılırsınız!

٢١- وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
21- Ve min ayatihi en halaka lekum min enfusikum ezvacen li teskunu ileyha ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeh, inne fi zalike le ayatin li kavmin yetefekkerun.

21- Ve -Ayetlerindendir- şu; Yarattı sizin için -kendinizden- eşler sükun bulasınız diye -onda- ve Yaptı aranızda istek ve rahmet! Şüphesiz bunda elbette ayetler vardır fikir yürüten halk için!

٢٢- وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ
22- Ve min ayatihi halkus semavati vel ardı vahtilafu elsinetikum ve elvanikum, inne fi zalike le ayatin lil alimin.

22- Ve -Ayetlerindendir- Yaratışı gökleri ve yeri ve ihtilafta olması lisanlarınızın ve renklerinizin! Şüphesiz bunda elbette ayetler vardır alimler için!

٢٣- وَمِنْ آيَاتِهِ مَنَامُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
23- Ve min ayatihi menamukum bil leyli ven nehari vebtigaukum min fadlih, inne fi zalike le ayatin li kavmin yesmeun.

23- Ve -Ayetlerindendir- uyumanız geceleri ve gündüzleri ve aramanızdır fazlalığından. Şüphesiz bunda elbette ayetler vardır duyan bir halk için!

٢٤- وَمِنْ آيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاء مَاء فَيُحْيِي بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
24- Ve min ayatihi yurikumul berka havfen ve tamaan, ve yunezzilu mines semai maen fe yuhyi bihil arda ba'de mevtiha, inne fi zalike le ayatin li kavmin ya'kılun.

24- Ve -Ayetlerindendir- Gösterir size şimşeği saygıdolu korku duymak ve tamah etmek olarak ve indirir gökten su böylece diriltir -onunla- yeri ölümünden sonra. Şüphesiz bunda elbette ayetler vardır akleden bir halk için!

٢٥- وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
25- Ve min ayatihi en tekumes semau vel ardu bi emrih, summe iza deakum da'veten minel ardı iza entum tahrucun.

25- Ve -Ayetlerindendir- şu; ayakta tutar göğü ve yeri -Emriyle- sonra ne zaman davet ettiğinde sizi bir davetle -yerden- o vakit siz çıkarsınız!

٢٦- وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ
26- Ve lehu men fis semavati vel ard, kullun lehu kanitun.

26- Ve O'nun'dur kim varsa göklerde ve yerde hepsi O'na özden yönelirler!

٢٧- وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلَى فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
27- Ve huvellezi yebdeul halka summe yuiduhu, ve huve ehvenu aleyh, ve lehul meselul a'la fis semavati vel ard, ve huvel azizul hakim.

27- Ve O ki başlar yaratışa sonra iade eder onu ve o daha basittir O'na ve O'nun'dur Yüce Mesele göklerde ve yerde ve O Aziyz; herkesi yenen, Hakiym; süreci kontrol edendir!

٢٨- ضَرَبَ لَكُم مَّثَلًا مِنْ أَنفُسِكُمْ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُم مِّن شُرَكَاء فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَأَنتُمْ فِيهِ سَوَاء تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ أَنفُسَكُمْ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
28- Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min ma meleket eymanukum min şurekae fi ma rezaknakum fe entum fihi sevaun tehafunehum ke hifetikum enfusekum, kezalike nufassılul ayati li kavmin ya'kılun.

28- Veriyor sizin için bir misali kendinizden; var mıdır sizin için aldıklarınızdan mülkiyet altına yeminlerinizle şerikten neyde Rızıklandırdıysak sizi, böylece siz onda aynı seviyede olursunuz onlara sorumluluk endişesiyle korku taşırsınız aynı kendinize sorumluluk endişesiyle korku taşıdığınız gibi? İşte böyle Açıklarız ayetleri akleden bir halk için!

٢٩- بَلِ اتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَهْوَاءهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَن يَهْدِي مَنْ أَضَلَّ اللَّهُ وَمَا لَهُم مِّن نَّاصِرِينَ
29- Belittebeallezine zalemu ehvaehum bi gayri ilm, fe men yehdi men edallallah, ve ma lehum min nasırin.

29- Aksine tabi oldu o yanlış yapan zalimler hevalarına olmaksızın ilim! Böylece kim hidayet edebilir kimi dalalete düşürdüyse Allah? Ve yoktur onlar için Yardımcılardan! 

٣٠- فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
30- Fe ekim vecheke lid dini hanifa, fıtratallahilleti fataran nase aleyha, la tebdile li halkıllah, zaliked dinul kayyimu ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun.

30- Böylece tut yüzünü Din'e; inanç yoluna Hanif; direkt olarak sapmaksızın, -fıtratına; yokluğu yarıp özünü varedenine Allah'ın ki yokluğu yarıp özünü varetti insanlığın onda! Değişiklik yoktur yaratmasında Allah'ın! İşte budur Ayakta Duran Din; inanç yolu ve ama çoğusu insanların bilmezler!

٣١- مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
31- Munibine ileyhi vettekuhu ve ekimus salate ve la tekunu minel muşrikin.

31- Yönelin O'na ve emir-yasaklara uyarak korunun ve ayakta tutun salatı; yönelişi ve olmayın ortak koşup yamandıran müşriklerden!

٣١- مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
32- Minellezine ferraku dinehum ve kanu şiyea, kullu hızbin bima ledeyhim ferihun.

32- O ayırt edenlerden dinlerini ve olan şia; topluluklar! Her hizip yanındakiyle ferahlanır!

٣٣- وَإِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيْهِ ثُمَّ إِذَا أَذَاقَهُم مِّنْهُ رَحْمَةً إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
33- Ve iza messen nase durrun deav rabbehum munibine ileyhi summe iza ezakahum minhu rahmeten iza ferikun minhum bi rabbihim yuşrikun.

33- Ve ne zaman dokunsa insanlara bir zarar dua ederler Efendi'lerine -yönelerek O'na- sonra ne zaman Tattırdığında onlara -O'ndan- bir rahmet o zaman bir ferik onlardan Efendi'lerine ortak koşup yamandırıp şirke düşerler!

٣٤- لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
34- Li yekfuru bima ateynahum, fe temetteu fe sevfe ta'lemun.

34- Küfretmeleri için ne Verdiysek onlara! Artık metalanın nasılsa yakında bileceksiniz!

٣٥- أَمْ أَنزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِهِ يُشْرِكُونَ
35- Em enzelna aleyhim sultanen fe huve yetekellemu bima kanu bihi yuşrikun.

35- Ya da İndirdik onlara bir -sultan- böylece -o- kelam ediyor neye -O'nunla- ortak koşup yamandırıp şirke düşmeleri gerektiğini?

٣٦- وَإِذَا أَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَا وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ إِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
36- Ve iza ezaknen nase rahmeten ferihu biha, ve in tusıbhum seyyietun bima kaddemet eydihim iza hum yaknetun.

36- Ve ne zaman Tattırsak insanlara bir rahmet ferahlanırlar onunla ve eğer isabet etse onlara bir kötülük -ne gönderdiyseler önceden elleriyle- o zaman onlar umutsuzluğa kapılır!

٣٧- أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء وَيَقْدِرُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
37- E ve lem yerev ennellahe yebsutur rızka li men yeşau ve yakdir, inne fi zalike le ayatin li kavmin yu'minun.

37- Görmezler mi şunu; Allah yayar rızkı kim için isterse ve kısar da. Şüphesiz bunda elbette bir ayet vardır emin olarak inanan halk için.

٣٨- فَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ ذَلِكَ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
38- Fe ati zel kurba hakkahu vel miskine vebnes sebil, zalike hayrun lillezine yuridune vechallahi ve ulaike humul muflihun.

38- Böylece ver yakınlık bağı bulunana -Hakkını- ve yoksula ve yolun oğluna! İşte bu daha hayırlıdır o isteyenler için -Yüzünü Allah'ın- ve işte bunlar; onlar felaha erecek olanlardır!

٣٩- وَمَا آتَيْتُم مِّن رِّبًا لِّيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِندَ اللَّهِ وَمَا آتَيْتُم مِّن زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
39- Ve ma ateytum min riben li yerbuve fi emvalin nasi fe la yerbu indallah, ve ma ateytum min zekatin turidune vechallahi fe ulaike humul mud'ıfun.

39- Ve ne verirseniz tefecilikten kabarması için mallarında insanların bilin ki kabarmaz -yanında Allah'ın- ve ne verirseniz zekattan -isteyerek Yüzünü Allah'ın- işte bunlar; onlaradır çifterli olarak!

٤٠- اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ هَلْ مِن شُرَكَائِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَلِكُم مِّن شَيْءٍ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
40- Allahullezi halakakum summe rezekakum summe yumitukum summe yuhyikum, hel min şurekaikum men yef'alu min zalikum min şey', subhanehu ve teala amma yuşrikun.

40- Allah ki O yarattı sizi sonra rızıklandırdı sizi sonra öldürecek sizi sonra hayat verecek size. Var mıdır -yamandırdığınız ortaklarınızdan kimse- faaliyette bulunabilecek bunlardan bir şeyden? Anın O'nu, -yalnızca O yapabilir bunları Subhanehu- ve Ala; uludur O ortak koşup yamandırdıklarından!

٤١- ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
41- Zaharel fesadu fil berri vel bahri bima kesebet eydin nasi, li yuzikahum ba'dallezi amilu leallehum yerciun.

41- Zuhur etti fesad karada ve denizde kazandıklarından ötürü ellerinin insanların -Tattırması için onlara -bazılarını- o amellerinin! Belki onlar dönerler!

٤٢- قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلُ كَانَ أَكْثَرُهُم مُّشْرِكِينَ
42- Kul siru fil ardı fenzuru keyfe kane akıbetullezine min kabl, kane ekseruhum muşrikin.

42- De: "Seyir edip dolaşın yerde sonra bakın nasıl oldu akıbeti o, öncekilerin? Olmuş idi çoğusu onların ortak koşup yamandıran müşrikler!"

٤٣- فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لَّا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
43- Fe ekim vecheke lid dinil kayyimi min kabli en ye'tiye yevmun la meredde lehu minallahi yevmeizin yassaddeun.

43- Artık tut yüzünü Din-i Kayyım; ayakta kalacak inanç yoluna -önceden- ki o gün gelir -yoktur geri dönüşü onun- Allah'tan. O izin günü çatlayıp ayrılacaklar!

٤٤- مَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِأَنفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ
44- Men kefere fe aleyhi kufruh, ve men amile salihan fe li enfusihim yemhedun.

44- Kim kefere olur inanmazsa sonra aleyhinedir küfrü ve kim amel ederse doğruluğu sonra kendileri için yatak yaparlar!

٤٥- لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
45- Li yecziyellezine amenu ve amilus salihati min fadlih, innehu la yuhıbbul kafirin.

45- Cezalandırması için o, emin olarak inanan ve amel eden doğruları -Fazlalığından- olarak! Şüphesiz O, sevmez kafirleri!

٤٦- وَمِنْ آيَاتِهِ أَن يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
46- Ve min ayatihi en yursiler riyaha mubeşşiratin ve li yuzikakum min rahmetihi ve li tecriyel fulku bi emrihi ve li tebtegu min fadlihi ve leallekum teşkurun.

46- Ve -Ayetlerindendir- şu; Gönderir rüzgarları müjdeciler ve tattırması için rahmetinden ve akması için gemiler -Emriyle- ve aramanız için fazlalığından ve belki siz teşekkür edip şükredersiniz!

٤٧- وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ رُسُلًا إِلَى قَوْمِهِمْ فَجَاؤُوهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَانتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ
47- Ve lekad erselna min kablike rusulen ila kavmihim fe cauhum bil beyyinati fentekamna minellezine ecramu, ve kane hakkan aleyna nasrul mu'minin.

47- Ve gerçekten Gönderdik -Senden önce- Rasülleri -halklarına- böylece geldiklerinde onlara -anlaşılır delillerle- peşinden Öç aldık o, suç işleyenlerden! Ve oldu Hak Üzerimize, yardım etmeye emin olarak inananlara!

٤٨- اللَّهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاء كَيْفَ يَشَاء وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ فَإِذَا أَصَابَ بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
48- Allahullezi yursilur riyaha fe tusiru sehaben fe yebsutuhu fis semai keyfe yeşau ve yec'aluhu kisefen fe terel vedka yahrucu min hılalih, fe iza esabe bihi men yeşau min ibadihi iza hum yestebşirun.

48- Allah ki O gönderir rüzgarları peşinden sürer bulutları peşinden yayar onu gökte nasıl isterse ve yapar onu parçalar peşinden görürsün damlacıklar çıkar aralarından peşinden ne zaman isabet ettirince -onunla- kime isterse -kullarından- o zaman onlar müjdelenirler!

٤٩- وَإِن كَانُوا مِن قَبْلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْهِم مِّن قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ
49- Ve in kanu min kabli en yunezzele aleyhim min kablihi le mublisin.

49- Ve oysa onlar olmuş idiler -önceden- indirilmesi hususunda onlara -ondan önceden- elbette iblisane bir ümitsizlikte!

٥٠- فَانظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
50- Fenzur ila asari rahmetillahi keyfe yuhyil arda ba'de mevtiha, inne zalike le muhyil mevta, ve huve ala kulli şey'in kadir.

50- Artık bak eserlerine rahmetinin Allah'ın nasıl hayat verir yere -ölümünden sonra- Şüphesiz işte böyle elbette hayat verecektir ölülere! ve O her şey; olan biten üzerine Kaadir; gücü yetendir!

٥١- وَلَئِنْ أَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَأَوْهُ مُصْفَرًّا لَّظَلُّوا مِن بَعْدِهِ يَكْفُرُونَ
51- Ve le in erselna rihan fe raevhu musfarran le zallu min ba'dihi yekfurun.

51- Ve gerçekten eğer Göndersek rüzgarı peşinden görseler onu sararmış elbette zifiri karanlığa dönerler -ondan sonra- küfr ederek!

٥٢- فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاء إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ
52- Fe inneke la tusmiul mevta ve la tusmius summed duae iza vellev mudbirin.

52- Artık şüphesiz Sen duyuramazsın ölmüşe ve duyuramazsın sağıra -çağrıyı- ne zaman dönerse arkasını!

٥٣- وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ
53- Ve ma ente bi hadil umyi an dalaletihim, in tusmiu illa men yu'minu bi ayatina fe hum muslimun.

53- Ve değilsin Sen hidayet edecek köre dalaletinden, duyuramazsın sadece kim emin olarak inanırsa -Ayetlerimize- artık onlar teslim olan müslimlerdir!

٥٤- اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِن بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاء وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ
54- Allahullezi halakakum min da'fin summe ceale min ba'di da'fin kuvveten summe ceale min ba'di kuvvetin da'fen ve şeybeh, yahluku ma yeşau, ve huvel alimul kadir.

54- Allah ki O yarattı sizi -zayıflıktan- sonra Yaptı zayıflıktan sonra kuvvetliliği sonra Yaptı kuvvetlilikten sonra zayıflığı ağar saçlılığı. Yaratır ne İsterse! ve O Aliym; bilendir Kaadir; süreci kontrol edendir!

٥٥- وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ
55- Ve yevme tekumus saatu yuksimul mucrimune ma lebisu gayra saah, kezalike kanu yu'fekun.

55- Ve o gün çalacak saat yemin edecek suçlular -kalmadıklarına dair bir saat dışında- işte böyle kandırılıp döndürülüyor idiler!

٥٦- وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَالْإِيمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلَى يَوْمِ الْبَعْثِ فَهَذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلَكِنَّكُمْ كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
56- Ve kalellezine utul ilme vel imane lekad lebistum fi kitabillahi ila yevmil ba'si fe haza yevmul ba'si ve lakinnekum kuntum la ta'lemun.

56- Ve diyecek o verilenler -ilim ve iman-; "Gerçekten kaldınız -Kitabı'nda Allah'ın- gününe kadar dirilmenin! İşte bu diriliş günüdür ve ama siz bilmiyor idiniz!"

٥٧- فَيَوْمَئِذٍ لَّا يَنفَعُ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
57- Fe yevmeizin la yenfeullezine zalemu ma'ziratuhum ve la hum yusta'tebun.

57- Artık o izin günü fayda sağlamaz o yanlış yapan zalimlere mazeretleri ve onlar özür dileyip arayı yumuşatamayacaklar!

٥٨- وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هَذَا الْقُرْآنِ مِن كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِن جِئْتَهُم بِآيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُبْطِلُونَ
58- Ve lekad darebna lin nasi fi hazel kur'ani min kulli mesel, ve le in ci'tehum bi ayetin le yekulennellezine keferu in entum illa mubtılun.

58- Ve gerçekten Verdik insanlar için bu okunan Kur'an'da her meseleden! Ve gerçekten eğer getirsen onlara -bir ayet- elbette diyecek o inkarcılar: "Değilsiniz siz sadece sallayan sahtekarlar!"

٥٩- كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
59- Kezalike yatbaullahu ala kulubillezine la ya'lemun.

59- İşte böyle kalıba sokar Allah kalblerinin üzerini o bilmeyenlerin!

٦٠- فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
60- Fasbir inne va'dallahi hakkun ve la yestahıffennekellezine la yukınun.

60- Artık sabret; kararlı olarak hedefe kilitlen! Şüphesiz -Allah vaadi hakktır- ve hafifletmesin; alamazlar Seni o gönlü yatışmayıp aklı ikna olmayanlar!