( Her nefsin üzerine hafaza melekleri vardır ki ;insanların sağ ve solunda bulunup yapılan iyi ve kötü davranışları tespit ederler.Bunlara Kiramen Katibin de denir..Yani Şerefli Katipler,zabıt memurları.
بسم الله الرحمن الرحيم B ismi Allah Rahman’dır, Rahim’dir
١- لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ
1- Hayır! Kasem ederim bu beldeye.
٢- وَأَنتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ
2- Sen otururken bu beldede,
٣- وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ
3- Andolsun babaya ve çocuğa.
٤- لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ
4- Gerçekten Biz yarattık insanı,meşakkat içinde.
٥- أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
5- Ne zannediyor, asla güç yetiremeyeceğini mi, ona karşı hiç kimsenin?
٦- يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا
6- Der ki:"Tükettim mal, yığınla"
٧- أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ
7- Ne zannediyor,onu görmeyeceğini mi hiç kimsenin ?
٨- أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ
8- Vermedik mi ona iki göz?
٩- وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ
9- Bir dil ve iki dudak ?
١٠- وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ
10- Gösteririz ona iki yol.
١١- فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ
11- Fakat geçemedi Akabe'yi,
١٢- وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ
12- Nerden bileceksin nedir Akabe?
( Akabe; sözlükte "sarp yokuş, dağdaki aşılması zor dik geçit" anlamına gelmektedir Kur'ân'da köle azat etmek, yetim ve yoksulu doyurmak; inançlı, birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmak gibi faziletler için mecazî anlamda kullanılmıştır (Beled, 90/11-17))
١٣- فَكُّ رَقَبَةٍ
13- Kurtarmaktır bir boynu.
( Fekku Ragabe;zalimlerine elinde esir düşen müslüman veyahut eziyet gören her insanı kurtarmaktır...Bugün müslümanlar dünya sisteminin kendilerine biçtiği bir kölelik rolünü üstlenmektedir...Bu yüzden Akabe, gavurun sitem tepesini aşmak, Fekku ragabe;sistem tepesinden dışarı çıkıp Tevhid ve İhlasın getirdiği Hürriyet ve Azadlık şerefine kavuşmaktır.)
١٤- أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ
14-Ya da doyurmaktır şiddetli açlık gününde.
١٥- يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ
15-Yetimi, akrabası olan.
١٦- أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ
16- Ya da miskini,toprağa yapışan.
( Ayette "Metrebe" varı yoğu toprak olan evsiz yurtsuz sokakta olan anlamına gelir..
Fakirlik,yoksullluk,açlık ile müslümanlar alakadar olur zekatını ve sadakasını verir...Bunu yaparkende rencide etmeden,riya göstermeden ancak hayrı teşvik eder ve zenginlerinde hayır yapması için reklam,pazarlama yapar..)
17- Sonra kim ki; olur iman edenlerden, tavsiye edenlerden sabrı ve tavsiye edenlerden merhameti.
١٨- أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
18- Onlar, Ashab-ı Meymene'dir.
( Ashab-ı Meymene odur ki;Allah'a iman edip teslim olan,kulluk eden,sabreden ve sabrı tavsiye eden,merhamet edip, kaddar ve aşırıcı olmayan,asabiyetten uzak,sevgi adamı olan ve dengeli olanların sıfatıdır ki Meymene;bereket, saadet, amel defteri sağından verilenlerdir..
بسم الله الرحمن الرحيم B ismi Allah Rahman’dır, Rahim’dir
١- ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ
1- Kaf! Andolsun Kuran-ı Mecid'e.
(Büruc 22.ayette; "Üstelik o, Kuran-ı Mecid'dir."
Kuran-ı Mecid; bu kitap yüksek şanlı bir Kur'ân'dır. Kitaplar içinde şerefi, şanı en yüksek; üslubu hepsinden yüce, kapsadığı mânâlar yalan ve töhmetten arınmış, dolayısıyla inanılarak okunup amel edilmesi gerekli olan bir kitaptır.)
2- Ashab-ı Ress;Ashâb-ı Ress Res halkı, Ress’liler demektir Ress sözlükte “bir şeyin evveli, başlangıcı, kuyu, maden, alâmet, eser, kalıntı” anlamlarına gelir “Ashâb-ı Ress”, Kur’ân’da tarihte yaşamış bir halkın adı olarak iki yerde geçmektedir Furkân sûresinin 38 âyetinde Âd ve Semûd kavimleriyle birlikte Ress halkının da helâk edildiği, Kaf sûresinin 12-15 âyetlerinde ise, Nuh’un kavmi, Semud, Ad, Firavun, Lut’un kavmi Eyke halkı ve Tubba’ kavmi gibi Ress halkının da Peygamberleri yalanladığı bildirilmiş; ancak peygamberlerinin ve kendilerinin kim olduğu, nerede yaşadıkları ve nasıl helâk edildikleri beyan edilmemiştir.
Ancak şurası var ki; Necm 50-53 ayetlerde,Ad ve Semud,Nuh'dan sonra Mü'tefike yerin dibine geçirdikten müfessirler Sodom ve Gomoreyi (Lut Kavmi) manasını çıkarmışlardır...Bu ayette de Ashab-ı Ress'ten Lut Kavminin akrabaları manasını verenler olmuştur...Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir...
3- Kuran'da verilen bilgilerden, Semud Kavmi'nin Ad Kavmi'nin torunları olduğu anlaşılır. Nitekim arkeolojik bulgular da, Arap Yarımadası'nın kuzeyinde yaşayan Semudlar'ın kökenlerinin, Ad Kavmi'nin de yaşadığı Güney Arabistan'da olduğunu göstermektedir.
Ayrıca Semud Kavmi için blogumuz Fecr Süresi kısmına bakabilirsiniz..)
16- Andolsun ki,Biz yarattık insanı ve Biz biliriz ne vesvese verdiğini ona nefsinin!
Biz daha yakınız ona, şah damarından!
(Allahı içinizde arayın,O sizdedir ne göklerde ne ötede ne beride hiç bir mekanda sabit değildir...Münezzehtir her kavrayıştan,İdrak edilemez olduğunu İdrak etmektir Allah'a iman...Hu sendedir..Seni sana bildirir...Sen yalnız değilsin,gözlerini kapa ve Hu ile konuş!)
17- Ne zaman ki kaydeder iki kaydedici,sağında ve solunda oturup.
( Zabıt tutan iki melek tesbit ederlerken, bu de en yakın ilim mânâsında; yalnız kudret mânâsında ise ile tenazü üzere amil olması yaraşır, yani her insanın söylediğini, alıp zaptetmekle görevli iki melek vardır. İfadesini zapteder dururlar. İşte onlar, sağdan ve soldan oturmuş zabıt tutarlar.)
39- Sabret dediklerine ve tesbih et hamd ile Rabbini,
doğuşundan önce güneşin ve batışından önce.
( Kaf Suresi 39.Ayette Asr -ikindi- namazı ve sabah namazı vakitleri böylece belli oldu...Nuzül Sırasına göre gittiğimizde ilk defa vakit namazına rastlamış olduk..Bilindiği üzre Müzzemmil Suresinde Gece namazı -teheccüd- emr olunmuş ve son ayetlerinde hafifletilmiş,yük kaldırılmıştı...Ancak Asr ve Sabah vaktine işaret eden namaz vakitleri ilk defa burada gözümüze çarpmaktadır.)
42- O gün işitirler sayhayı, haktır. O, Huruç Günü'dür.
(Sayha;kulakları patlatırcasına şiddetli biz azab sesidir...İşte Sur'a üfürüldüğünde çıkacak olan sayha ile Huruç Günü başlar...Huruç ise çıkıştır..Yani kabirlerin deşilme günü,çıkış günü.)
( İlka edenlere (mulkiyat); burada RasülAllah'a vahyi ilka eden melekler kastedilmekle beraber, vahyin beşerin vicdanına ilka etmesi veyahut bir beşerin vahyi insanların zihnine,bilincine ilka ettimesi de olabilir.)
٦- عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
6- Özür veya nezir olarak,
( nezir;uyarı.)
٧- إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
7- Muhakkak ki size vaad olunan vuku bulacaktır.
٨- فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
8- Ne zaman ki yıldızlar silindi,
٩- وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ
9- Ve ne zaman ki gökyüzü yarıldı.
١٠- وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
10- Ne zaman ki dağlar savruldu,
١١- وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
11- Ne zaman ki Rasüller vakte bağlandı,
( Bu kelime "ukkitet" asıl itibariyle "tevkît" kökünden türetilmiş olup aslı dir. Yani "peygamberlerin bekleye durdukları ve ümmetlerine karşı şehadet edecekleri vakit ve vaad edilen güne erdirildikleri zaman, ki bu kıyamet günüdür." )
١٢- لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
12- Hangi güne ertlendi?
١٣- لِيَوْمِ الْفَصْلِ
13- Fasıl gününe.
١٤- وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
14- Nerden bileceksin nedir Fasıl Günü?
(Fasıl Günü;iyi ile kötünün,Hak ile Batılın kesin hükme bağlanıp kopartılacağı gündür..)
١٥- وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
15- Vay haline o gün yalanlayanların!
١٦- أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
16- Helak etmedik mi evvelkileri?
١٧- ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
17- Sonra, onlara tabi olan sonrakileri de,
١٨- كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
18- İşte böyle yaparız mücrimlere.
(Mücrim;suçlu, günahkâr, günah işleyen, haddi aşan kimse.)
بسم الله الرحمن الرحيم B ismi Allah Rahman’dır, Rahim’dir
١- وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ 1- Veyl olsun hepsine, hümezeye de lümezeye de..
(Bir insanı gıyabında ayıplamak, çekiştirmek, gıybetini yapmak, gammazlık yapmak ve ta'n etmek anlamındaki "hemz" kökünden türeyen hümeze, çok ayıplayan, gıybet eden, arkadan çekiştiren kimse demektir... Yaralamak, bir şeyi şiddetle yakalamak, almak, bir insanı yüzüne karşı ayıplamak, gözle, kaşla, baş ve dudakla işaret ederek ayıplamak ve alaya almak anlamındaki "lemz" kelimesinden türeyen lümeze ise insanları daima ayıplayan ve alaya alan kimse demektir ..
13- Bildirilir insana o gün takdim ve tehir ettikleri.
(İnsana dünyada iken hayırlı amel yaptığı ve yapmayıp tehir edip arkada bıraktığı işler bildirilir.)
١٤- بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ
14-Hayır! İnsan nefsine karşı basirdir.
(Bu âyet çok dikkate değer bir âyettir. Burada insanın tam hakikatı tanıtılmıştır. İnsan, ne yaptığını bilmeyecek bir bedenden ibaret değil, kendini bilen, kendi kendini vicdanında duyan bir basiret, diye anlatılmıştır ki nefs-i nâtıkayı yani insanın canlılar arasındaki yerini belli eden cevheri bildirir. İnsanın hakikatı, böyle kendine karşı bir basiret, bir kalp gözü olduğu için insan olan, kendinde olup biten, yani ruhuna, bilincine ilişmiş bulunan her şeyi duyar. Yaptığı bütün fiil ve hareketlerine kendi vicdanında kendisi tanık bulunur.)
١٥- وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ
15- Öne sürse de mazeretlerini.
١٦- لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
16- Oynatma onunla dilini, aceleye alma onu.
( Bu ayet hakkında müfessirler;
1-"Ey insan! O gün hesap verirken Hakk'ın huzurunda vicdanındakini acele söyleyip de işin içinden çıkacağım diye telaş etme, sakın, dilini bile oynatma, zira onu, o bildiklerini derleyip toplayan sen değilsin, biziz. Biz onu derler toplar sana okuruz. Sen yalnız bizim okuduğumuzun ardınca gel ki o vakit tam hakkı söylemiş, yanlışlığa düşmemiş olursun."
2-Tirmizi'de bu âyetin iniş sebebini Saîd b. Cübeyr İbnü Abbas'tan şöyle rivayet eder: "Kur'ân inerken Resulullah (s.a.v) iyi bellemek için dilini, dudaklarını depretirdi. Bunun üzerine yüce Allah, âyetini indirdi." )
١٧- إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ
17- Muhakkak ki Biz aittir, onu toplamak ve okutmak.
١٨- فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ
18- Artık onu okuduğumuz zaman, tabi ol okuduğumuza.
١٩- ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ
19- Sonra şüphesiz Bize aittir, onun beyanı.
٢٠- كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ
20- Hayır! Doğrusu seviyorsunuz aceleyi.
٢١- وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ
21- Terk ediyorsunuz ahireti.
٢٢- وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
22- Yüzler o gün parlar.
٢٣- إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
23- Rablerine nazar ederler.
٢٤- وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ
24- Ve yüzler ki o gün kararmış.
٢٥- تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ
25- Anlar, kendisine yapılacak olan belkıranı..
(Fakıyre, büyük bela, korkunç felaket demektir ki belkemiğine isabet eden, yani belleri kırıp paramparça eden şiddet mânâsından gelir.)
٢٦- كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ
26- Hayır! Ne zaman ki, dayanır köprücüklere,
٢٧- وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
27- Denir:" Kim kurtaracak? "
٢٨- وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ
28- Anlar, kendisi ayrılacağını.
٢٩- وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ 29- Ve dolaşınca bacak bacağa,
بسم الله الرحمن الرحيم B ismi Allah Rahman’dır, Rahim’dir
١- الْقَارِعَةُ
1-Karia!
٢- مَا الْقَارِعَةُ
2- Nedir Karia?
٣- وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ
3- Nerden bileceksin nedir Karia?
("Kâria", "kâr' "dan türemiştir. Maddesinden "kar'", şiddetli bir ses çıkaracak derecede şiddetle dayanıp çarpmaktır. Sopayı başına çaldı. "Tokmak" mânâsına "mikraa", kapı çalmak mânâsına "kar'-ı bâb"; kılıçla çarpışmak mânâsına "kılıçla vuruştu" ifadesi bundandır. Bu şekilde çarpan her şeye kâria, çoğulunda kavari' denilir. Sonra dehr (zaman)ın başlara çarpan büyük hadiselerine kâria denilmiştir.)
(Mizan, tartı âleti, eşyanın veznini, yani ağırlık nisbetini ölçmeye mahsus olan terazi demektir. Bununla birlikte ağırlığa mahsus olmayarak adalet ve hukuk gibi manevi olan her hangi bir nisbeti mukayese ile tayin için de mecaz olarak kullanılır.Daha fazla bilgi için; http://www.sevde.de/islam_Ans/M/M2/mizan.htm )
٧- فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
7- O razı olacağı hayattadır.
٨- وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ
8- Ama kiminde hafifse mizanı,
٩- فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ
9- Artık onun anası Haviye'dir.
( Haviye; ve fakat tartıları hafif gelen her kimse, yani sevabı olmayan yahut günahları ağır basıp da sevapları hafif gelen kısımdan olan kimse artık onun anası Haviye (uçurum)dir. Yani varacağı yeri, yatağı kucağına sığınacağı anavatanı haviyedir. Barınacak yeri kalmayacak, artık "haviye" denilen cehennem uçurumunun kucağına atılacaktır.)